2563's profile"Bizim tarikatımız sohbe...PhotosBlogListsMore Tools Help

2563 ...

Occupation
Location
Ya Vedud;"Sen sevdigin ve sevdirdiğin için bakar yüzler yüzlere. Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için güneş doğar günlere .Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için baharın gelir her yere.Sen sevdiğin ve sevdirdiğin için kelamın değer dillere."

"Bizim tarikatımız sohbettir.Halvette şöhret,şöhrette afet vardır.Hayır cemaattedir."Şah-ı Nakşibend (ks)

"Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, bilginizi artıran,ilmiyle de size ahireti hatırlatan, sizin için en hayırlı arkadaştır.."Hz.Muhammed (s.a.v)
February 04

Yol belli yolcu belli…

"Yürümek için dik duruşu ve gönüllü olan yolcu gerek dedik. Ama bir de yol gerek… Bu yol ki… Dosdoğru yol… hedefine şaşırtmadan ulaştıran, güzelliğe, mutluluğa götüren yol…
Yol belli yolcu belli…
Peki sorun ne ki?
Yol dümdüz önümüzde ve ilk biz yürümeyeceğiz… Yani yanlız değiliz. Yürümeyi öğretenler dimdik önümüzde bütün heybetleriyle.
Biz nerdeyiz?
Herşey yürüyor, zaman, ömür, gençlik, sağlık, herşey su gibi akıp gidiyor… yürümüyor adeta koşuyor.
Peki biz yürüyormuyuz?
Bu yolu bilmeden anlamadan ve en önemlisi sevmeden yürüyemeyiz ki?
Herşey yürürken biz nerdeyiz?
Hangi oyunda oynaştayız?
Yürümeyi biliyormuyuz?
En önemlisi yürümek istiyormuyuz?
Cevabınız evetse eğer önce gönlünü ayağa kaldır. Oturanlar yürüyemezler, hele yatanlar hiç… Ama ayaklarınla değil gönlünle yürüyeceksin bunu bil….
Gönülle yürüdünüzmü hiç….
Yürüyenler dedim ya onlar, o aşıklar ayaklarıyla değil gönülleriyle yürürler…
Öyle yürürler ki!!!
Onları sular boğmadı, ateşler yakmadı.
Onların yollarını guvercinler sakladı…
O sevda elleri…
Şimdi yürüyenler gibi edebiyat yapıp lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmadılar. Söyleyip anlatıp yatmadılar… zaman üstü, mekanlara geçtiler Hakka yürüdüler ve Hakka ulaştılar…
Yol doğru yolcu doğru ama yürüyüş bozuk olursa varılmıyor menzille…
Hepsi dosdoğru olmalı…
Dosdoğru…..
İşte dostlar..
Yol dosdoğru Tevhid yolu..
İlk insan, ilk yol göşterici Hz. Adem'le başlayıp alemlerin rahmet, sevginin öğretmeni Hz. Muhammed'le (s.a.v) tamamlandı ve kıyamete kadar bu yolun yolcuları olucak...
Yol dosdoğru, yürüyenlerde dosdoğru...
Bu yola yakışırmıyız ki bilmem.
Bu yol ki menfaat için satılmaz, iki kuruşluk sevdalar için terk edilmez. Bu yolda başıt insanlar yürüyemez.
Önce gönlümüze bir yolculuk yapalım... Ta derinliklerine yürüyelim... Gönlümüzü bulursak sahibinizi de buluruz...
Güzel yolun sevdalıları yolunuz açık olsun..."
Fussilet.com
February 01

Mürşid Hakkın Kapısıdır

Mürşid Hakkın Kapısıdır

Şeyh Abdülgani Nablusî (k.s.) Hazretleri şöyle der: Bir kimse Allah'a giden yolda kendisine yol gösterecek olan mürşidini Cenab-ı Hakk'ın kapılarından bir kapı olarak görmelidir. Yani mürid benim mürşidim Hakk'a giden kapılardan bir kapı babullahtır. demelidir.


Şeyh Muhammed Behrî K.S. Hazretleri de bu manayı şu mısralarla dile getirir:

"Sen babullahsın ya RasulAllah
Sen Hakk'ın kapışısın ya RasulAllah!
Kim o kapıya varır ise
Sen olmadan huzura giremez!"

Nasıl Rasul-i Ekrem (Aleykümselam.) Efendimiz Allah'a ulaşmada bir nuranî kapı vazifesi görüyorsa "alimler peygamberlerin vârisleridir" sırrına göre mürşid de Allah'ın kapılarından bir kapı olmaktadır.

Mevlâna Celaladddin Rumi K.S. Hazretleri kendisinin irşadına vesile olan üstadı Şems-i Tebrizî K.S. Hazretleri için şöyle buyurur: "Mürşidim Hakk'ın kapısıdır. Çünkü Hakk'a onunla vasıl oldum."

Mürid mürşidinden gelen iyiliği Allah'ın hidayeti şer gibi görünen ve nefsini sıkıntıya düşüren şeyleri Allah'ın bir imtihanı olarak bilmelidir. Bundan başka mürid mürşidini Allahu Tealâ'nın esma ve sıfatlarının mazharı olarak görmelidir.

Şunu da bilmelidir ki mürşid insanı hidayete erdiremez. Rasulullah da dilediğini hidayete erdiremez. İnsanı ancak Allahu Tealâ hidayete erdirir. Kur'an-ı Azimüş-şan'ın birçok ayetinde bizzat Cenab-ı Rabbü'l Alemin hidayetin ancak kendisinden olacağını açıklıyor. Başka türlü bir tasavvuf anlayışı yanlış ve haram bir yol olacağından buna dikkat etmek gerekir.

Abdulkadir Geylanî (k.s.) Hazretleri'nin Mektubat'ını şerh eden Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa şöyle der: Abd (kul) rab olmaz. Rab de abd olmaz. Bu ilâhî bir tecellidir. Nasıl ki Tur'da Cenab-ı Hak bir ağaca tecelli etti ondan Musa (Aleykümselam.)'a hitab etti ve "Ben senin rabbinim ya Musa!" dedi; burada ağaç rab olmadı. Rabbin ağaç üstündeki tecelliyatı oldu. Bunun gibi Rab Tealâ Hazretleri insan-ı kâmile de tecelli eder. Ağaca tecelli eden o Allah peygambere tecelli etmez mi? Ay'ın yarılması mucizesinde etti Davud (Aleykümselam.)'ın attığı taşlar Calut'u öldürürken tecelli etti: "Habibim o taşı Calut'a Davut atmadı. Biz attık."
Allahu Tealâ ağaca tecelli eder de ağaçtan daha kâmil olan insana etmez mi?

İşte tasavvuf ehli mürşidini bu çerçevede düşünmeli kulu rab gibi görme tuzağına düşüp imanını ve amelini zayi etmemelidir.

Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur

MEHMET ILDIRAR
January 13

Gözyaşı Rahmettir...


Gözyaşı Hakk yolcularının Cenâb-ı Alllah’a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınaktır.
Çünkü:
Gözyaşı: İçin, tahassür ifâdesi ve gözün niyâzıdır.
Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, Allah’a bir nevî tevbedir.
Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sedâsız lisanıdır.
Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır.
Gözyaşı: Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamıdır.
Gözyaşı: Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder.
Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabblerine eyledikleri ubûdiyet incisinin dâneleridir.
Gözyaşı: Allah için öyle bir sermaye-i sadeftir ki, rahmet, merhamet ve
mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur.
Gözyaşı: Günahların gufrânıdır.
Gözyaşı: Muhlisin habbe-i ihlâsıdır.
Gözyaşı: Âsînin kurtuluş ipidir.
Gözyaşı: Hulâsâ, vuslata erenlerin yegâne istinadgâhıdır.
M. Sâmi Ramazanoğlu

December 30

Yeter ki...




"Büyük bir kapının önünde bir karınca vurmuş kapıyı,
Bekliyor...

Kapı açılacak.. yoksa niye var?
Yeter ki vurmayı bil!

Yeter ki o kapıda durmayı bil!"
 
Dervişler / Hasret
December 20

Öz Yanmazsa

Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban:
"Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun."
deyip duruyordu.
Hz. Musa (as):
"Kiminle konuşuyorsun?" dedi. Çoban:
Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi.
Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah'a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi.
Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı.
Biraz sonra Hz. Musa'ya:
"Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi.
Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi.
(Mesnevi'den)
Can özümden Besmeleyi çekende
Dil yanmazsa ben yanarım sultanım.
Hak uğruna bir sefere çıkanda
Yol yanmazsa ben yanarım sultanım.
 
Arzuhâlim ulaşırsa divana
Korkarım ki taban değer tavana
Çiçeğimden zerre girse kovana
Bal yanmazsa ben yanarım sultanım.
Göz utanır gönül dostu görünce
Can tutuşur candan selâm verince
Bülbül olup bir bahçeye girince
Gül yanmazsa ben yanarım sultanım.
 
Aşıklık içimde doğduğu zaman
Taş yanar gözyaşım yağdığı zaman
Mızrabım sazıma değdiği zaman
Tel yanmazsa ben yanarım sultanım. 
 
Üzülmedim erkenine geçine
Akıl yordum herşeyine, hiçine
Söküp yüreğimi atsam içine
Göl yanmazsa ben yanarım sultanım.
 
Alev alev ruhta, canda bu ateş
Bakmakla görülmez bende bu ateş
Bırakılsa hangi günde bu ateş
Yıl yanmazsa ben yanarım sultanım.
Dosta mektup yazma vakti gelirse
Yazar, postalarım kısmet olursa
Mektubumun mahiyetin bilirse
Pul yanmazsa ben yanarım sultanım.
Abdurrahim KARAKOÇ
 
December 14

Rabbimin Hesabı...

 
 
İnsanların yaptıkları kötülüklerin karşılığını hemen almadıkları, her karşılığın belli bir vakte kadar ertelenmesi Kuran'da bildirilen sırlardan biridir. Allah bunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (Kehf Suresi, 58)
Birçok insan yaptığı kötülüğün karşılığını hemen almayınca, kötülüklerin karşılıksız kalabileceğini zanneder. Hatta bu nedenden dolayı tevbe etmez, pişmanlık duymaz ve tavrını düzeltmez, karşılıksız kalacağını sandığı için azgınlığını daha da artırır. Akılsız olduğu için, bunun gelecek olan azabını daha da dayanılmaz yapacağını hesap edemez. Allah, bu konuda şöyle hükmetmektedir:
O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)
Bu, Allah'ın insanları denemek için yarattığı bir ertelemedir. Oysa, her insanın yaptıklarının karşılığını alması için Allah Katında belirlenmiş bir süre vardır. O süre geldiğinde ne bir an öne alınır, ne bir an ertelenir. Allah, herkesin karşılığını mutlaka alacağını ayetlerinde şöyle açıklar:
Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı, muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. (Taha Suresi, 129)
"Onlara bir süre tanıyorum. Hiç şüphesiz Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır."
(Araf Suresi, 183)
 
  
December 03

Kalp Bu...


 Sana ait olmayan, senden olmayan şeylere kalbini bağlamak,
yükdür kalbe.
Bir ömür yaşamışsındır da hani, doldurmuşsundur öyle
hiç düşünmeden lüzumsuz şeyleri kendine
kalp yüklenmiştir öyle eften püften şeylerle.
Yorgun, bitap düşmüştür; taşımaktan, yüklenmekten dünyanın
binbir türlü derdini.
Naiftir, ince yapılıdır kalp...  taşımaya gücü yeter mi sandın
onca yükü!
Yok yok! Zamanı geldi işte! Dök şu kalbi
nin yüklerini dünyanın kucağına da..
derdin hafiflesin biraz!  o nazenin kalbinin yüzü gülsün!...
Bak işte nasıl da kalbin atıyor... nasıl da arıyor...
kendine dost olanı... kendine yar olanı...
Kalbine iyi bak e mi!...
İyi bak ki.. kalp bu!... hangi yöne çevirirsen...o yöne...İktibas
Click the image to open in full size.
Yönü iyi seçmek, iyi bir yön göstericiyle hem kolay hem garantidir...
November 21

Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av)

"Sen gelince aklıma tüm güzellikler yığılıverir önüme. Unuturum yanlışları hemen, Kurumuş dallar yaprağa durur, çiçeğe durur gönlümde, Kuşlar uçururum sevgim adına, öğrettiklerin adına.
Yağmur serinliği dolar gönlüme. Dertlerime merhem olur sevgin. Çobanıdır adın tümgüzelliklerin, tüm doğruların. Gül kokusu siner nefeslerime....
Göremedim gözlerini! Ama eminim ki seni sevmek kadar tatlı, seni bilmek kadar güzeldir.
Göremedim tebessümünü! Ama eminim ki ayın ilk doğuşu kadar taze sözlerin kadar yumuşaktır. Göremedim yüzünü! Ama biliyorum ki, bir avuç su kadar berrak öğrettiklerin kadar parlaktır.
Sen sabahlar kadar hep tazesin. Sen eminsin. Gülebilmemin teks ebebi sensin. Sen Efendimsin.(s.a.v).
Yollarımda ışık, dallarımda yaprak sensin.
Utanıyorum! Adını koyamadığım , seni savunamadığım için, Başım eğik geziyorsam sevginle dolu olmayan gözleri görmemek içindir.
Utanıyorum! Seni anlatamadığım için Artık hasımlarım Ebu Cehil gibi değil. Seçemiyorum düşmanım kim? Bulamıyorum kimsede Ebu Bekr( r.a)’nın dostluğunu. Utanıyorum; ama bende de ne Ebu Bekr(r.a) dostluğu ne sadakati, ne Bilal (r.a)’ın sabrı, Nede Nesinbe’(r.a)nin cesareti var.
Ömer (r.a) kadar adil de olamıyorum.
Utanıyorum! Senin için taş taşımak isterdim ben de, senin için kollarımı vermek isterdim. Senin için gül dikmek istiyorum gönüllere.
Senden öğrendim dostluğu, sevgiyi. Senden öğrendim öğrenmeyi. Toprak seni anlatır bana. Rüzğar adını yazar yapraklara. Şarkılardan biri diyor ya:
“Gökyüzünde duman duman bulutsun
Söyle seni kalbim nasıl unutsun”
Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av)
Kalemim sana feda olsun Yâ RESULALLAH
Canım sana fedâ olsun Yâ RESULALLAH..."
November 12

Yar İle Ahdini Unutma...

 

- Yar ile ettiğin ahdi unutma!

- Ne ahdi ne zaman söz vermişiz ya hu?
- Şimdi, bizim çok büyük bir ahd ü peymânımız var. Daha ruhlarımız

beden kafesine, dünya zindanına . . .

- Şu koskoca dünyaya hapishane mi diyorsun şimdi de? 

- Dur be yahu kesme sözümü, hem bir yer ne kadar geniş olursa olsun

içinden ihtiyârî olarak çıkmak imkanı bulunmayınca orası hapishane demektir.

Dünya zindanına hapsolunmadan evvel hür iken Cenab-I Mevla topladı ve

sordu Bezm-I Elest’te: “Ben sizing Rabbiniz değil miyim? (E Lestü bi rabbikum?)
“Evet, sen bizim Rabbimizsin (Belâ)” dedik. Madem öyle işte bir akit bir anlaşma oluştu.

- Eee ne olacak şimdi?

- Bir kira sözleşmesine bile uyulmadığında adamın başına neler geliyor, mahkeme mahkeme süründürüyor.

İş hukuku deyu müstakil bir hukuk dalı var ya hu!

- Ya Allah ile yaptığımız akit ne olacak?

- İşte o akde, o ahde ne kadar çok vefâ gösterirsen o kadar müjdeye lâyık hale gelirsin.

- Gel gönül dost illerine gidelim!

- Dost ili de nere ola ki? Uzak mıdır?
- Bu dost ili seni HAK DOST’tan ayıran perdelerin yırtılabildiği her yerdir.
İlla filan yer, filan semt, filan memleket değil. Evvela gönül mahalidir o mahalle.

- Sakın bu virân yerde vatan tutma
- Hakikaten bu dünyanın çivisi çıktı, oyunun tadı kaçtı değil mi erenler?

- Bu virân yer dediğin, sadece dünya değildir. Bak yine Hazreti Pir Mevlana’dan söz açmaya mecburuz.
- Neden mecburmuşuz?

- O’nun kadar güzel anlatanına rastlamadık, vardır belki.
Dünya dediğin seni Hak’tan ayıran şeylerdir. Mal değildir, kadın değildir, evlat değildir, para değildir, makam değildir.

Ama eğer bunlar seni Hak’tan ayırıyorsa dünya budur. İşte bu viran yerden kasıt da budur.

Sonu olan sonlu olan herşey viranedir, bugün süslü ve mamur gözükse de!

İşte o ahde vefayı unutmadan o akdin bir tarafı olduğumuzu düşünerek yaşayalım e mi?

Çünkü haşa Allah ahdinden dönmedi, dönmez.
O zaman bizim de ahdimizden dönmememiz lazım değil mi?

- Bu söz uzar gider müsaade buyursanız da  şu musikiye bir kulak versek azizim!
- Bir de Ehl-i Beyt-i Mustafa ehlinden dinlesek meseleyi:

İmam Aliyyü'r-Rızâ ne güzel buyurur:

"Cenâb-ı Hakk'ın dostlarına sunduğu bir mânevî şerbet vardır ki; onlar bu şerbeti içince kendilerinden geçerler;

kendilerinden geçince coşarlar;  coşunca tertemiz olurlar; tertemiz olunca erir giderler; eridiler mi ihlasa ererler;

ihlasa erince dostlarına kavuşurlar; kavuşunca da sevgilileri ile aralarında ayrılık kalmaz."
işte böylece Seven, sevilen ve sevgi bir olucak kardeşim.

- Musikî denilen nutk-u ilahi, bir coşkun denizmiş nâmütenâhi

- Seni de çok beklettik ama sabır ile koruk helva olur ya

işte bu haftaki nutk-u ilahi:

...

Yâr ile ettiğin ahdi unutma / Gel gönül dost illerine gidelim
Sakın bu virân yerde vatan tutma /Gel gönül dost illerine gidelim
Cânân iline varup görmek dilersen / Hayat iklîmine irmek dilersen
Solmaz gülşen gülün dermek dilersen /Gel gönül dost illerine gidelim
Hakk'dan Hüdâyî'ye ihsân olurdu / Her vech ile yollar âsân olurdu
Zerresi gün gibi rahşân olurdu /Gel gönül dost illerine gidelim

October 29

“Rabbim, sensin benim maksadım. Ve senin razı olmandır tek aradığım.”

 

 

Dua ile inş...2563

Dua Etmeye Dair

İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve en kötü şartta bile O’nun yardımının aranması ve umulması istenmiştir.

Sesi kısarak sözü yükseltmektir dua. Kelamdır, duyuş ve hissediştir. Kuvvet ve kudret karşısında aczin ve zavallılığın sınanmasıdır. Kimi zaman ise Allah’ın adını anmak için yakarıştır. Ama ne olursa olsun, gözyaşı kadar içten ve kar tanesi gibi bembeyazdır dua.

Dua, Allah’ın rablık ve ilâhlık hakikatine köklü bir sığınma hadisesidir. Dua, insanın varlık karakterinin tabii bir parçasıdır ve onu tamamlayan dördüncü boyuttur. Dolayısıyla dua, insanı fizikötesi ilâhi gerçekliklere götürür.

Eller duaya kalkınca

Dua eden insanın evrene yaydığı pozitif bir enerji vardır. İnsan sıradan bir davranıştan uzak olarak duaya yöneliyorsa, bu dua öncesinde bilinçli veya bilinçsiz olarak hem zihinsel, hem de duygusal bir yoğunlaşma halindedir. Bu yoğunluğun yönü, dua edecek olanın Allah karşısındaki acziyetini idraki açısından içe doğrudur.

Ancak içteki yoğunlaşma öncelikle hissedilen manevi haz olarak dışa yansımaya başladıkça yön değiştirir. Artık dua etme davranışı olarak ellerini göğe açan insanın heyecanı artmıştır. Şairin “Dua terli avuçlarımın ülkesi” mısraı, bu anlamda bir tür dua heyecanını ifade etmektedir. Kalpte hissedilenler veya hissedilmesi istenenler birbiri ardınca kelime kalıplarına dökülmektedir.

“Yağmur olsun diye saçar göklere / Elinde biriken dualarını.” diyen Akif İnan’ın dizeleri, duanın çift yönlülüğünü ifade etmesi açısından anlamlıdır.

İnsan benlik bütünlüğüyle dua edebilirse, bir takım ihtiyaçları söz konusu olsa bile, kendisinde biriktirdiği anlam dünyasının söz ve imgelerini Yüce Allah’a ulaştırma amacına yönelir. Adeta bir bumerangın fonksiyonu gibi, insanın her türlü rolden uzaklaşarak yaptığı dualar yine kendisinin ruhunu aydınlatacaktır. Gökten yağan rahmet yağmuru, aynı zamanda kendisiyle birlikte diğer varlıkları da olgunlaştırmak üzere kapsayacaktır.

Galip olana sığınmak

Allah’ın galibiyeti süreklidir ve her yeri kapsamaktadır. Bu konuda şu ayetler dikkat çekicidir:

“Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 21)

“O kuvvetlidir, galiptir.” (Şura, 19)

“Allah, ‘Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” (Mücadele, 21)

Kendi varlığı karşısında böyle güçlü ve hakim bir yaratıcı olan Allah’ın büyüklüğünü ve gücünü hissedebilen insanın duası süresince algı kapıları temizlenmeye ve açılmaya devam etmez mi?

“Eğer algı kapıları temizlenseydi, herşey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.”  denildiği gibi, dua ettikçe algılarımızın seviyesi yükselmektedir. Dolayısıyla dua, ruhumuzun derinliklerini ve sınırsızlığını keşfedebilmemiz için büyük bir imkandır. Bir başka ifadeyle, dua ile insan varoluş sınırlarını zorlayabilir. Bu dua motivasyonuna kavuşabilmek için, İkbâl’in dua mısralarında geçtiği üzere, insanın kendisini bir sel gibi düşünmesi ve gürül gürül akabilmesi için Allah’tan geniş idrak alanları talep etmesi gerekmektedir.

Bilincimizde Allah’ın bizim her durumumuzun farkında olduğu bilgisi yer aldığı için O’na yönelerek dualarımızda ihtiyaçlarımızı arz ederiz. Bu bilgiye ilaveten, sıkıntılardan kurtulmanın Allah’a bağlı olduğu bilgisi de bizi duaya yöneltir. Tersi bir ifadeyle şu şekilde de söylememiz mümkündür: Dua etmekle insan, Allah’ın kendisini kuşattığı ve böylece O’nun kudretiyle sıkıntılarını aşabileceği bilgisini tecrübe eder. İnsanın bu tür bilgisi veya tecrübesi yoksa, insan belalardan kurtulamaz bir hale gelebilir ve kişinin zihnine bu gibi belaların tesadüfen başımıza geldiği ve şans eseri ortaya çıktığı şüphesi düşebilir.

Allah dualara icabet eder

Allah dua eden insanın beklentilerini karşılıyorsa bu durum asla tesadüfen değildir. Şüphe içerisinde kalan, hatta Allah’ın sıkıntılarımızla ilgilenmeyeceğini düşünen insan ise, O’nun ilâhî desteğine kavuşmaktan uzak kalacaktır. İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve O’nun en kötü şartta bile yardımının aranması ve umulması istenmiştir:

“Musa, kavmine, ‘Allah’tan yardım isteyin, sabredin’ dedi. Yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır.” (A’raf, 128)

“Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal, 9)

İbn Haldun, bir amelin değerinin ve şerefinin ona duyulan ihtiyaç ölçüsünde artacağını belirtir. (Mukaddime, II/918) Dua pratiğinin değeri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Allah’a karşı görevlerini hiç yapamayan insandan bu görevlerini en iyi bir şekilde yerine getiren insana kadar herkes ellerini açıp dua etmeye ihtiyaç duymaktadır.

İhtiyaçlarımız fiziksel eksikliklerimizden psikolojik beklentilerimize kadar farklılıklar arz edebilir. Veya aynı zamanda, manevi yükselişimizi gerçekleştirmek ve ilâhî olana kavuşabilmek gibi benliğimizin derinliklerinden gelen yönelimlerle de dua edebiliriz. Hangi tür yönelimle olursa olsun insan, dua ederek ihtiyaç sahibi olduğunu kabul etmektedir. Bir amel olarak dua böylece değer kazandığı gibi, dua eden insan da acziyetinin
itirafıyla şereflenmektedir.

Ahmet ALEMDAR/Semerkand Dergisi

 Image Hosted by ImageShack.us

 

 

                       

 Selam ve Dua ile 2563

      Her İşimizin Başında...2563

   Selametle...2563

(Emek verip yazdıkları güzel mesajlar ve ekledikleri birbirinden güzel resimler için Dostlara sonsuz teşekkür ve dualarımızı gönderiyoruz...Ancak küçük bir ricamız olacak ki; Hakk'ın (cc) rızasına ve önderimiz Resulullah Efendimizin (sav) ahlak ve sünnetine uymayan resim ve mesaj eklememenizdir.Daim selamet ve hayırla inş....)

“Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,
Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvALLAH kalmıştır” 
Eyvallah...
                       

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
NAZOwrote:

NERDESİN EY ÖMER

Âdil efendiler çağıydı; çözülemezleri çözdüler, bilinemezleri bildiler, aşılamazları aştılar… Yok ettiler kötülükleri ve var oldular iyilik üzre. Silinmez izler bıraktılar toprakta ve filmin son perdesinde hep birlikte öldüler.

Onlarla birlikte ölen medeniyette bir adalet yitirdik ki efsunkâr güzelliği üstüne güneş doğmayalı nice zaman oldu, aaah!.. Aslanlar kendi tarih(çi)lerini kaybedeli, avcılık öyküleri hep avcıyı yüceltir oldu şimdi.

Adalet ki ahlâkın en temel kavramı, hukukun var oluş sebebiydi… Haklıya hakkını, suçluya cezasını veren emirdi o. Adalet eşitlikti ve “Doğrusu Allah adaleti, iyilik yapmayı ve akrabaya yardımı emreder.”

Bahar benzemez adalete; belki sıcağı sovuğuna, gecesi gündüzüne, yeşili mavisine eşit olduğu için bizzat kendisidir adaletin. O yüzden adaletle yapılan işler bahar sevinçleri kadar güzel gelir insana.

Adalet, tılsımlı aynalar içinde ayın bulutu yarışı gibi seyredilebilen tarihin gerçek tekerrürüdür. Engizisyon kilisesinin ateş yakan kamburu adına Dimitrios, ehramlarda taş taşıyan köleler adına siyahî İzis, agoralarda onurları zincire vurulmuş gladyatörler adına Spartaküs ve kurgubilim cyborgları adına Terminatör… İhtilallerde Jan Dark ve Dreyfus… Zendavesta’da Enûşek-revân (ölümsüz ruh=Nuşirevan) ve asr-ı saadette âbideler âbidesi halife…

Kenâr-ı Dicle’de bir kurt aşırsa bir koyunu
Gelir de adl-i İlahî sorardı Ömer’den onu.

Adalet denkliktir; doğunun ve batının kalb şehrinde huzmelenen güzellikler kadar denklik.. Kelimelerle kirli hayatlar çizenlere fidye; ağıt dolu gözbebeklerinde aydınlıktır, akan yüreklere…

Adalet bir karakter bütünlüğü; belki bütün bir karakterdir. Kara çulun üstünde kara karıncayı incitmeyen mizaclarda özü sözü bir olmadır; boş meydanlarda ve tıklım tıklım bulvarlarda, ıssız dağ başlarında ve gürültülü metropollerde vakti erişmiş sırları devşiren derviş misali muhteşem. Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn (1) sırrının özüdür, yönetir milletini, devletini, kentini, ailesini… Ruhsuz

 moderniteye boyun eğmiş insan yüzlü teknolojiler çağında büyük bir pazara çevrilen dünyanın, en küçük pazarı ve en büyük pazarlığıdır adalet… Görünmez askerleri ve sanal güçleriyle makineler köleleştirince ruhları, yarattığı makinenin yaratığı olmaya

 hüküm giyen insanın en son körlüğü ve en son kötürümlüğü. Adaletsiz dünyada umutsuzluğun, isyanın, şiddetin, paniğin ve yok

 oluşun alarmı çalıyor şimdi. Alfaların, betaların, gamaların hakkaniyetten uzak âleminde metalik ilişkiler kutsanarak bozuluyor artık dengesi insanlığın. Evrensel toplama kampının mahkûmlarına ‘adalet’ diye yalnızca gardiyanlarını seçme hakkı tanınıyor

 yazık ki. Ve kara zindanlara tutuklu kaldı adalet arayanlar…

Adalet sözdedir, kilimi kara şairlerin kalbinden lisana çıkan. Tevhid’dir, na’ttır, medhiyedir. Adalet mazlum dilinde bir âh’tır.

Adalet doğru karardır. Gerçeği bulma vaktinde intibahlar yaşayıp geceyi gündüzden, gündüzü geceden çıkaran; karıncayı ve dağı yaratan; günahı ve ecri var eden adına konuşmak ve susmaktır.

Adalet tanıklıktır. En az iki kişiden sâdır olarak gecenin zifiri kalbine doğan yıldızlar gibi âşikâr, ay kadar berrak ve gün ortasında gün kadar aydınlıktır.

Adalet tartıdır, hayatı ölçen. Ve “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.”

Adalet ilimdir, devamlı harcanan, hiç saklanmayan. Ortak mirasıdır insanlığın zira ve asla çatık değildir çehresi. Âlimleri susmuş bir vatan daha iyi değildir âdil sultanları yitirilmiş yurttan. İlmin adaletidir dünyayı tedvir eden ve dalkavukluğudur âlimlerin dünya adaletini yok eden.

Mâlûmdur fısk ile olmaz cihân harâb
Eyler onu müdâhane-i âlimân harâb

Adalet inançtır; her inanmışa kendi inancını reva gören. Benim ahlakıma uymayan değil, kendi ahlakına ihanet edendir ahlaksız. Sahipsizlikler arkadaşsız, çözülüşler bağsız kalınca biter direnci adaletin ve inancı zalimin.

Adalet cesarettir; incir çekirdeğinden küçük haksızlıklar için zülfikâr kuşanıp son savaşlarını veren serdengeçti erlerin gözündeki son umut zerreciğidir. Şövalyelerde düello, çelebilerde nezakettir artık adı adaletin. Omuzlarında demir yıldızlara ihtiyacı olmayanların alınlarında parlar yıldızlar.

Adalet, gülün doğal rengini güle vermek, gül yaprağını gül suyuna sermektir. Oysa insan ne kadar da kendine uzak… Ve insan nasıl da yarım yamalak…

Ah adalet!.. Özgürlükleri yok edilmiş bir toplumda o muhteşem gereksizlik…
Kapatın kara kaplı kitapları ve açın gönül gözlerinizi, açın!..
Dünya ona değmez ki cefasın çeke âdem

Ve adalet rûz-ı mahşerdir.

Bir makamın şerefi, orada oturandan gelir.

Can Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız

" birimiz şarkta, birimiz garpta, birimiz mazide, birimiz müstakbelde,

birimiz dünyada, birimiz ahirette olsak biz birbirimizle beraberiz"

1 hour ago
NAZOwrote:

BİR SELAM BEKLER GÖNÜLLER


Kutadgu Bilig “selamı veren eman verir; selamı alan selamette olur” der ve
“garibe bir selam, bir altın yerine geçer” diye ilave eder.
Barıştır selamın bir anlamı ve bir anlamı huzur.
Selim ile Salim, Selami ile Selamet, Süleyman ile Müslim, Müslüman ile İslâm...
Hep aynı kökten hep aynı çiçekten. Ilgıt ılgıt rüzgar, ışık ışık tebessüm.
Hiçbir şey iken biz, Elest Bezmi’nde bize can bağışlayana can verme sözüdür selam.
Gök kapılarını açan kutlu zamanlar güzeli...
Temiz yüreklerin ve gülen yüzlerin artırır aydınlığını.
Doldurur beyaz heybemizi ve boşaltır kara defterimizi. Rahmetinden
alır kuvvetini

diller ve o söz ile silinir bütün suçlar. Selam bir gülümseyiş, selam bir bakış,

selam bir merhabadır; selam tam vaktinde bir gönül alma, ta yürekten

bir teşekkürdür. Selam bir umman; sevgi saklar derinliklerinde.
Selam içten bir tebessüm, kalbî bir yakınlıktır. Selam ve aleyk, birbirini bütünleyen ikizler...
Selam geldi ve bütün yaslı çehrelerdeki kederlerin yerini en içten tebessümler aldı.
Onun sıcaklığıyla karanlık gönüllerimiz aydınlandı. Göz gözü görmez olduğunda ve

ters düştüğünde birbirine bütün yollar ve dahası gönüller kapattığında birbirine

 çelikten kapılarını, açtırmaz mı bahar çiçeklerini bir selam?
Adı sinelerimizden kazınmak ve namı yeni nesillere unutturulmak istendi.

Ve şair: Bir devrde geldik ki azîzân unutulmuş
Tutmuş yerini hurd u büzürgân unutulmuş. demek zorunda bırakıldı..
Hasretlerimiz düğüm düğüm selamlarda gizlenir ve seher yelleriyle gönderilir yar

olan uzak diyarlara.
Selamların en güzeli ile başlar ve selam ile sona erer bütün mektuplar.
Heyhat!.. Ne selamlar ile rahmet dilediğimiz dualarımız, ne de satırlarında sevgi

çiçekleri açan mektuplarımız kaldı.
Oysa o, kıyamda bir ayet; kaidede bir tahiyyattı. Küçük büyüğe, yürüyen oturana,

süvari piyadeye, az çoğa...
Ama ne zaman ki ilâhi huzura selama durmayı unuttuk ve sağ cenahımızdaki

meleği işsiz bıraktık, işte o zaman unuttuk selamı. Belki içimizdeki yabanlıklardır veya

yabancılıklardır bize selamı unutturan. Sahi, kalbimizin bütün paslı kapılarını ardına

"http://img53.imageshack.us/img53/4858/sevgidamlalari1mmmtk8mg6.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

kadar açıp da, o vefalı dosta en son ne zaman bir salât u selam yolladık?
Oysa O, “sizden biriniz bir meclise girdiğinde evvela selam versin” ve

“aranızda selamı yayınız” buyurmuştu. Ve kutlu bir selam ile gelmişti dünyaya.
Oysa duymadı mühürlü kalpler teri gül kokanın selamını.
Oysa O, bir gün arkadaşlarının arasında, uzaklara bakıp,

 “kardeşlerime selam olsun!” demişti. Yazık ki biz o kelimeyi onun

söylediği yalınlıkta, onun söylediği sıcaklıkta ve tazelikte söyleyemedik.
Kurtuluşun, saadetin, barışın, sevginin, merhametin ve adaletin o bir kelimede

saklı bulunduğunu dosdoğru anlayamadık ve anlatamadık. Hatta “rüşvet değildir deyu”

almadık. Ne olur bugün Yunusleyin bir selam verelim onbir ay unutup

bir ay hatırlayabildiklerimize. Düşkünlere, yetimlere dullara, çocuklara, sevgililere,

 kimsesizlere... Kalmasın selamın gönlünü okşamadığı bir yaralı yürek.

Bir gülümseyişimizle ısıtalım ısıtamadıklarımızı.

**Erol Uzun**

 
Biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun.
Bizim için hayır dua, kılanlara selam olsun.
Ecel büke belimizi, söyletmeye dilimizi
Hasta iken halimizi, soranlara selam olsun...

Ne azabına dayanacak halim nede Rahmetinden mahrum kalmaya mecalim yoktur.

Vefasızlık edip senden uzak kalsamda, halim senden uzak kalamıyacağımı haykırmaktadır...

Vefasızlığım nispetinde değil, ihtiyacım nispetinde lutfuna talibim..

.YARAB!!!..

SİMUZER TEYZEME PAYLAŞIMI İÇİN TEŞEKKÜRLER

simuzers  space gitmek için tıklayınızsimuzer blogcuya gitmek için tıklayınız 

1 day ago
NAZOwrote:
ibrâhim aleyhisselâm ateşe attıkları zaman bütün melekler, vahşi hayvanlar ve
kuşlar ağladılar ve etrafında toplanıp, ibrâhim aleyhisselâma bir yardım yapabilmenin çâresini aradılar. Bunların arasında zayıf bir bülbül yavrusu vardı. Kendini ataşe atacağı sırada Allahü teâlâ, Cebrâil aleyhisselâma emredip buyurdu ki:

- O kuşu tut ve ne dileği olduğunu sor?

Cebrâil aleyhisselâm kuşu tutup istediğini sorunca, kuş dedi ki:

- Halilullah'ı ataşe atıyorlar. Madem ki kurtarmağa kâdir değilim, bâri onunla beraber yanayım.
Cebrâil aleyhisselâm, kuşun bu cevabını Allahü teâlâya arzedince: buyurdu ki:

- O kuşun benden dilediği nedir? Bülbül şöyle arzetti.

Benim dünyada, Hak teâlânın adını anmaktan başka arzum yoktur.
Binbir ismi olduğunu işittim. Yüzbirini biliyorum. Dokuz yüz ism-i şerifini de bilmek isterim.

Hak teâlâ kuşun dileğini yerine getirdi.

şimdi sahralarda feryat eden bülbül, Hak teâlânın ismini söylemektedir.
Nemrud'un ateşi, ibrâhim aleyhisselâma gülüstan olunca, bülbül gelip gül ağacında nağmeye başladı.
O zamandan kıyâmete kadar, gül ağacına muhabbet etti, âşık oldu.
 
Selam ve dua ile...Allah,a Emanet Olun.
2 days ago
Hayırlı Cumalar
cumaniz,
islamin günesi kadar aydin,
bir müminin tebessümü kadar tatli,
muhammedül emini hatirlatan gül kadar güzel,
cocuklar kadar neseli,
ve rabbul aleminin yaratmis oldugu kainatin tüm güzellikleri ile beraber olsun ve gecsin..

4 days ago
NAZOwrote:

BİR DAMLA GÖZ YAŞI

dfsaf1 

Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un,
Sükut denizinde dalga olan Meryem’in
Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyyüb’ün…

Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak
kadar samimiyetle dökmektir…
Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir…

Ey Zeyd… Ey sevdalı… Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,
en sevdiğine, Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın…
 

Ey Selman… Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan…
Hak tarafından sevilen ve sevildiği
Aleme ilan edilen…

Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak,
kirlenmemiş gökyüzü, Altında sadık ve vefalı aşıkları,
unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla…

Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim…
Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz…
Hüzün bahçelerindeyiz… Sensiz..!

Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,
kırgınlıkların, Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla…

Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, “O”ndandır diye…
Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup…
Ahdimi taşır akan her damla …

Bir damla gözyaşında saklı “can”
Bir damla gözyaşı “can”a hayat bulduran

El-Vehhab ismine sığındım..

Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım..

Can Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız

HAYIRLI GECELER .. ALLAH,A EMANET OLUN..

5 days ago

Custom HTML

 
There are no photo albums.
No list items have been added yet.

Custom HTML

 
Muzaffer yalcin ALLAH ALLAH Hazirlayan Resul_aski Nihat
Yükleyen NIHATIM. - Diğer müzik videolarına göz atın.

Custom HTML