2563's profile"Bizim tarikatımız sohbe...PhotosBlogListsMore Tools Help

2563 ...

Occupation
Location
Ya Vedud;"Sen sevdigin ve sevdirdigin için bakar yüzler yüzlere. Sen sevdigin ve sevdirdigin için günes dogar günlere .Sen sevdigin ve sevdirdigin için baharin gelir her yere.Sen sevdigin ve sevdirdigin için kelamin deger diller."

"Bizim tarikatımız sohbettir.Halvette şöhret,şöhrette afet vardır.Hayır cemaattedir."Şah-ı Nakşibend (ks)

"Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, bilginizi artıran,ilmiyle de size ahireti hatırlatan, sizin için en hayırlı arkadaştır.."Hz.Muhammed (s.a.v)
November 12

Yar İle Ahdini Unutma...

 

- Yar ile ettiğin ahdi unutma!

- Ne ahdi ne zaman söz vermişiz ya hu?
- Şimdi, bizim çok büyük bir ahd ü peymânımız var. Daha ruhlarımız

beden kafesine, dünya zindanına . . .

- Şu koskoca dünyaya hapishane mi diyorsun şimdi de? 

- Dur be yahu kesme sözümü, hem bir yer ne kadar geniş olursa olsun

içinden ihtiyârî olarak çıkmak imkanı bulunmayınca orası hapishane demektir.

Dünya zindanına hapsolunmadan evvel hür iken Cenab-I Mevla topladı ve

sordu Bezm-I Elest’te: “Ben sizing Rabbiniz değil miyim? (E Lestü bi rabbikum?)
“Evet, sen bizim Rabbimizsin (Belâ)” dedik. Madem öyle işte bir akit bir anlaşma oluştu.

- Eee ne olacak şimdi?

- Bir kira sözleşmesine bile uyulmadığında adamın başına neler geliyor, mahkeme mahkeme süründürüyor.

İş hukuku deyu müstakil bir hukuk dalı var ya hu!

- Ya Allah ile yaptığımız akit ne olacak?

- İşte o akde, o ahde ne kadar çok vefâ gösterirsen o kadar müjdeye lâyık hale gelirsin.

- Gel gönül dost illerine gidelim!

- Dost ili de nere ola ki? Uzak mıdır?
- Bu dost ili seni HAK DOST’tan ayıran perdelerin yırtılabildiği her yerdir.
İlla filan yer, filan semt, filan memleket değil. Evvela gönül mahalidir o mahalle.

- Sakın bu virân yerde vatan tutma
- Hakikaten bu dünyanın çivisi çıktı, oyunun tadı kaçtı değil mi erenler?

- Bu virân yer dediğin, sadece dünya değildir. Bak yine Hazreti Pir Mevlana’dan söz açmaya mecburuz.
- Neden mecburmuşuz?

- O’nun kadar güzel anlatanına rastlamadık, vardır belki.
Dünya dediğin seni Hak’tan ayıran şeylerdir. Mal değildir, kadın değildir, evlat değildir, para değildir, makam değildir.

Ama eğer bunlar seni Hak’tan ayırıyorsa dünya budur. İşte bu viran yerden kasıt da budur.

Sonu olan sonlu olan herşey viranedir, bugün süslü ve mamur gözükse de!

İşte o ahde vefayı unutmadan o akdin bir tarafı olduğumuzu düşünerek yaşayalım e mi?

Çünkü haşa Allah ahdinden dönmedi, dönmez.
O zaman bizim de ahdimizden dönmememiz lazım değil mi?

- Bu söz uzar gider müsaade buyursanız da  şu musikiye bir kulak versek azizim!
- Bir de Ehl-i Beyt-i Mustafa ehlinden dinlesek meseleyi:

İmam Aliyyü'r-Rızâ ne güzel buyurur:

"Cenâb-ı Hakk'ın dostlarına sunduğu bir mânevî şerbet vardır ki; onlar bu şerbeti içince kendilerinden geçerler;

kendilerinden geçince coşarlar;  coşunca tertemiz olurlar; tertemiz olunca erir giderler; eridiler mi ihlasa ererler;

ihlasa erince dostlarına kavuşurlar; kavuşunca da sevgilileri ile aralarında ayrılık kalmaz."
işte böylece Seven, sevilen ve sevgi bir olucak kardeşim.

- Musikî denilen nutk-u ilahi, bir coşkun denizmiş nâmütenâhi

- Seni de çok beklettik ama sabır ile koruk helva olur ya

işte bu haftaki nutk-u ilahi:

...

Yâr ile ettiğin ahdi unutma / Gel gönül dost illerine gidelim
Sakın bu virân yerde vatan tutma /Gel gönül dost illerine gidelim
Cânân iline varup görmek dilersen / Hayat iklîmine irmek dilersen
Solmaz gülşen gülün dermek dilersen /Gel gönül dost illerine gidelim
Hakk'dan Hüdâyî'ye ihsân olurdu / Her vech ile yollar âsân olurdu
Zerresi gün gibi rahşân olurdu /Gel gönül dost illerine gidelim

October 29

“Rabbim, sensin benim maksadım. Ve senin razı olmandır tek aradığım.”

 

 

Dua ile inş...2563

Dua Etmeye Dair

İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve en kötü şartta bile O’nun yardımının aranması ve umulması istenmiştir.

Sesi kısarak sözü yükseltmektir dua. Kelamdır, duyuş ve hissediştir. Kuvvet ve kudret karşısında aczin ve zavallılığın sınanmasıdır. Kimi zaman ise Allah’ın adını anmak için yakarıştır. Ama ne olursa olsun, gözyaşı kadar içten ve kar tanesi gibi bembeyazdır dua.

Dua, Allah’ın rablık ve ilâhlık hakikatine köklü bir sığınma hadisesidir. Dua, insanın varlık karakterinin tabii bir parçasıdır ve onu tamamlayan dördüncü boyuttur. Dolayısıyla dua, insanı fizikötesi ilâhi gerçekliklere götürür.

Eller duaya kalkınca

Dua eden insanın evrene yaydığı pozitif bir enerji vardır. İnsan sıradan bir davranıştan uzak olarak duaya yöneliyorsa, bu dua öncesinde bilinçli veya bilinçsiz olarak hem zihinsel, hem de duygusal bir yoğunlaşma halindedir. Bu yoğunluğun yönü, dua edecek olanın Allah karşısındaki acziyetini idraki açısından içe doğrudur.

Ancak içteki yoğunlaşma öncelikle hissedilen manevi haz olarak dışa yansımaya başladıkça yön değiştirir. Artık dua etme davranışı olarak ellerini göğe açan insanın heyecanı artmıştır. Şairin “Dua terli avuçlarımın ülkesi” mısraı, bu anlamda bir tür dua heyecanını ifade etmektedir. Kalpte hissedilenler veya hissedilmesi istenenler birbiri ardınca kelime kalıplarına dökülmektedir.

“Yağmur olsun diye saçar göklere / Elinde biriken dualarını.” diyen Akif İnan’ın dizeleri, duanın çift yönlülüğünü ifade etmesi açısından anlamlıdır.

İnsan benlik bütünlüğüyle dua edebilirse, bir takım ihtiyaçları söz konusu olsa bile, kendisinde biriktirdiği anlam dünyasının söz ve imgelerini Yüce Allah’a ulaştırma amacına yönelir. Adeta bir bumerangın fonksiyonu gibi, insanın her türlü rolden uzaklaşarak yaptığı dualar yine kendisinin ruhunu aydınlatacaktır. Gökten yağan rahmet yağmuru, aynı zamanda kendisiyle birlikte diğer varlıkları da olgunlaştırmak üzere kapsayacaktır.

Galip olana sığınmak

Allah’ın galibiyeti süreklidir ve her yeri kapsamaktadır. Bu konuda şu ayetler dikkat çekicidir:

“Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 21)

“O kuvvetlidir, galiptir.” (Şura, 19)

“Allah, ‘Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” (Mücadele, 21)

Kendi varlığı karşısında böyle güçlü ve hakim bir yaratıcı olan Allah’ın büyüklüğünü ve gücünü hissedebilen insanın duası süresince algı kapıları temizlenmeye ve açılmaya devam etmez mi?

“Eğer algı kapıları temizlenseydi, herşey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.”  denildiği gibi, dua ettikçe algılarımızın seviyesi yükselmektedir. Dolayısıyla dua, ruhumuzun derinliklerini ve sınırsızlığını keşfedebilmemiz için büyük bir imkandır. Bir başka ifadeyle, dua ile insan varoluş sınırlarını zorlayabilir. Bu dua motivasyonuna kavuşabilmek için, İkbâl’in dua mısralarında geçtiği üzere, insanın kendisini bir sel gibi düşünmesi ve gürül gürül akabilmesi için Allah’tan geniş idrak alanları talep etmesi gerekmektedir.

Bilincimizde Allah’ın bizim her durumumuzun farkında olduğu bilgisi yer aldığı için O’na yönelerek dualarımızda ihtiyaçlarımızı arz ederiz. Bu bilgiye ilaveten, sıkıntılardan kurtulmanın Allah’a bağlı olduğu bilgisi de bizi duaya yöneltir. Tersi bir ifadeyle şu şekilde de söylememiz mümkündür: Dua etmekle insan, Allah’ın kendisini kuşattığı ve böylece O’nun kudretiyle sıkıntılarını aşabileceği bilgisini tecrübe eder. İnsanın bu tür bilgisi veya tecrübesi yoksa, insan belalardan kurtulamaz bir hale gelebilir ve kişinin zihnine bu gibi belaların tesadüfen başımıza geldiği ve şans eseri ortaya çıktığı şüphesi düşebilir.

Allah dualara icabet eder

Allah dua eden insanın beklentilerini karşılıyorsa bu durum asla tesadüfen değildir. Şüphe içerisinde kalan, hatta Allah’ın sıkıntılarımızla ilgilenmeyeceğini düşünen insan ise, O’nun ilâhî desteğine kavuşmaktan uzak kalacaktır. İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve O’nun en kötü şartta bile yardımının aranması ve umulması istenmiştir:

“Musa, kavmine, ‘Allah’tan yardım isteyin, sabredin’ dedi. Yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır.” (A’raf, 128)

“Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal, 9)

İbn Haldun, bir amelin değerinin ve şerefinin ona duyulan ihtiyaç ölçüsünde artacağını belirtir. (Mukaddime, II/918) Dua pratiğinin değeri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Allah’a karşı görevlerini hiç yapamayan insandan bu görevlerini en iyi bir şekilde yerine getiren insana kadar herkes ellerini açıp dua etmeye ihtiyaç duymaktadır.

İhtiyaçlarımız fiziksel eksikliklerimizden psikolojik beklentilerimize kadar farklılıklar arz edebilir. Veya aynı zamanda, manevi yükselişimizi gerçekleştirmek ve ilâhî olana kavuşabilmek gibi benliğimizin derinliklerinden gelen yönelimlerle de dua edebiliriz. Hangi tür yönelimle olursa olsun insan, dua ederek ihtiyaç sahibi olduğunu kabul etmektedir. Bir amel olarak dua böylece değer kazandığı gibi, dua eden insan da acziyetinin
itirafıyla şereflenmektedir.

Ahmet ALEMDAR/Semerkand Dergisi

 Image Hosted by ImageShack.us

October 27

Rahmetin Sahibi..

  
October 25

...KaLeM ve SıRrI...

Image Hosted by ImageShack.us

 "Ve yine kalemim inliyor derdimle ve yine o dinliyor beni anlıyor ve ifade ediyor.
Bazen düşünüyorum acaba onu kendi sorunlarıma âlet mi ediyorum ve onu kullanıyor muyum hoyratça... Öyle ya kimseye anlatamadıklarımı dinliyor ve satırlara nakşederken hissettiklerimi küçük bir inilti çıkartıyor sadece... Sessizce dinliyor ve herkesten iyi hissediyor belki... Âyetle taltif sırrı onunkisi...
Kullanmak... Sonra düşünüyorum ki o tabii görevini en iyi şekilde yapıyor sadece fıtratını yansıtıyor kağıda... O bize bilmediğimizi öğrenmemizin âyeti (Alak Suresi 1-5)... Bu onun şerefi... Âyine olma sırrı onunkisi...
Öyleyse sorgulanacak olan benim onu ne için inlettiğim... Kağıdımı Rabbe dönük tutabiliyorsam... Kalem de hoş kağıt da...
Rabbim!.. Emânet aldığım her bir âyeti sana dönük kullanma ferâseti ilmi gücü ve rahmeti ver bana...
Her şey Sen'den bir ayet.
Ve kalemim... Bana hep Sen'i fısıldayacak...
Ürkek ama varlığından emin...
Beni âyetlerine âyetlerini bana aç... Beni âyetlerini hatırlatan kullarınla destekle...." Âmin.
Fussilet.Com

Image Hosted by ImageShack.us

October 22

İlahi Huzura Ermek İçin...

Image Hosted by ImageShack.us
"İnsanlar çeşitli kısımlara ayrılır. Bunlardan bir kısmı yaratılıştan kâmil ve kusursuz olanlardır. Yahya a.s. gibi hiçbir günaha meyletmemiş ve hiçbir günah işlememişlerdir. Bir kısmı ise günaha meyletmiş veya günah işlemiş olsalar bile, “mücahede” ve “riyazet”le huylarını değiştirip nefslerini ıslah etmişlerdir. Böylece günahlardan korunmaya çalışmışlardır.

Mücahede, nefsin arzularına boyun eğmemek; riyazet ise nefsin arzularına boyun eğmemenin yanında salih amel işlemektir. Buyuruluyor ki: Bir insan nefsinin sıfatlarını dinimizdeki itidal derecesine getirdiği kadar kâmil olur.

Ahlâkı güzelleştirmek için ilk olarak gazap ve şehvet kuvvetini aklın iradesiyle İslâm’a tabi hale getirmelidir. Buna ilaveten yaptığı ibadetlerden ve iyiliklerden zevk almalıdır. Islah işinde zevk almak şarttır. İbadete, Allah’a kulluk etmeye sevgi arttıkça nefsin açık ve gizli ayıplarını ıslah etmeye de güç artar.

İbadetler kalbe tesir etmeli ve nefsin ıslahına vesile olmalıdır. Bir kimse senelerce ibadet ettiği halde kalbi düzelmiyorsa ibadetlerinden yeterince fayda elde edememiş demektir. Halbuki ibadetler nefsi dünya sevgisinden kesip Allah’a döndürmeye büyük vesiledir.

Farz olan ibadetlerle birlikte nefsi ıslah etmenin en kolay yolu Allah’ın zikrine devam etmek ve haramlardan uzak durmaktır. Onun için, ders alan müride mürşidi ilaç olarak sabır ve metaneti tavsiye edebileceği gibi, zikretmesini de emredebilir.

Zikretmek sevabı olan faziletli bir iştir. Bunun yanında nefsi ıslah eden ve güzel ahlâka yönlendiren tarafı da vardır. Nakşibendiye yolundaki bütün usuller, yani sohbetlere devam, hatme-i hacegân yapılması, namazların cemaatle kılınmasına ve gece namazlarına verilen önem, din ve tasavvuf hakkında bilgilenmek gibi hususlar, nefsi yavaş yavaş dünya lezzetlerinden keser. Bunun sonucunda ibadetlerden zevk almak insanın tabii hali olur.

Şah-ı Nakşibend k.s. Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Bu yolda en mübarek amel yoldaki taşı kaldırmaktır.” Yoldaki taş, ibadete mani olan nefstir. Bunun için de her şeyden önce kötü arkadaşları terk etmek gerekir.

İlâhi huzura ulaşmanın dört yolu vardır. Bunların ilki kapı kapanmadan önce tevbe kapısından geçmektir. Tevbe kapısının kapanması artık yapılacak tevbelerin kabul edilmemesidir ki, bu da iki durumda olur: İlki insanın ölümündeki tevbesizlik halidir. Nefsin azgınlaşmasıyla tevbe etme imkanı elden kaçırılmıştır. İkinci durum ise kıyametin kopmasıyla tevbe kapısının artık tamamen kapanmasıdır.

İlâhi huzura ulaştıran ikinci yol ise “tehzip”tir. Yani hayatını çirkin işlerden temizleyip hayırlı ve güzel işler yapmayı adet haline getirmektir.

Üçüncü yol istikamettir. Bir müminin yapmış olduğu amellerde dininin belirlediği çizgiden ayrılmaması istikamettir. Yalanı, gıybeti terk etmek, namazı kazaya bırakmamak, orucu bozacak ruhî ve bedenî hallerden kaçınmak gibi. Tasavvuf terbiyesinin gayesi de insanın istikamet sahibi olmasını sağlamaktır. Bu makamda yalan yerine doğruluk, şehvet yerine iffet, gazap yerine şecaat, öfke yerine merhamet, menfaat temini yerine beşeriyete hizmet gelir.

Dördüncüsü “takrip”tir. Bu da sofilerin sohbet için veya hatme-i hacegân gibi ameller için bir araya gelmeleri demektir. Yani aynı yolun yolcularının bir arada olması, birbirlerine destek vermeleridir. Bir arada olmanın en büyük faydalarından biri bilgili olanlardan istifade ederek din ve tasavvuf hakkında doğru bilgileri edinmektir.

İslâm ve tasavvuf hakkında doğru bilgileri edinip her türlü bid’at ve hurafelerden uzaklaşarak amel etmek ise nefslerin ıslahı için en temel şarttır. Ancak böylece Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in bildirmiş olduğu din zevkle, coşkuyla yaşanabilir ve tasavvufun gayesi de gerçekleşmiş olur

Mehmet ILDIRAR


Image Hosted by ImageShack.us
October 14

İlim Bir Emanet

İslâm âlimlerinin din-i mübinimiz İslâm’a hizmeti büyüktür. Biz kulluğumuzu, ibadet ve taatlerimizi gönül rahatlığıyla yerine getirebiliyorsak, şüphesiz bu ilim ehlinin gayretleriyle olmuştur. Onlar doğru yolu belirlemişler, karışıklığı, fitne ve fesadı önlemişlerdir.
Fakat hayli zamandır âlimlerimizin bu kıymetli konumlarını tartışmaya açmak isteyen, gözden düşürmeye çalışan yaklaşımlar var. Vârisi bulunduğumuz büyük ilmî mirası lekeleyip, müslümanın gönlünü ve zihnini karıştıran bu yaklaşımlar, iyi niyetlerle de ortaya çıksa da hayırlı sonuç vermesi mümkün olmayan düşünce ve teşebbüslerdir.
Her şeyden önce geçmiş nesillere, hele de o nesillerin büyüklerine karşı edepli olmak, İslâm ahlâkının son derece önemli bir prensibidir. Zahir ve bâtın âlimlerimizden başlayıp ta sahabi efendilerimize kadar uzanan bu eleştiri ve reddetme hali ciddi bir marazdır, tevbeyi gerektirir.
Sahabiler, Cenab-ı Mevlâmız tarafından Kitab-ı Kerimimizde övülmüştür. Onların Allah yolunda canlarını hiçe sayarak yaptıkları büyük fedakârlık insan takdirinin üzerindedir. Aynı şekilde selef-i salihin başta olmak üzere âlimlerimizin büyük cehd ü gayreti sayesinde mücella dinimiz çağlara damgasını vurmuştur. Mevlâmız dininin korunmasına ve yaşanmasına onları vesile kılmıştır.
Bize düşen, Allah Rasulü s.a.v.’in vârisi olan alimlerimizin gayretlerini heba etmemektir. Onların şahsiyeti ve eserleri üzerinde şüphe uyandırma çabalarını bertaraf etmektir. İlmî mirasımızı yıpratma çabası içinde olanlara karşı doğru bilgi ile donanmış olma gerekliliği açıktır. O ilimleri devam ettirmek, yenilemek, ihya etmek lazımdır.
Fahr-i Kainât s.a.v. Efendimiz bu gayret içinde bulunanları şöyle müjdelemiştir:
“Allah Tealâ’ya, dini hakkıyla anlamak ve yaşamaktan daha faziletli bir şeyle ibadet edilmedi. Gerçek fakih olan bir alim, şeytana karşı, ilim ve şuuruna ulaşmadan ibadet eden bin âbidden daha etkilidir. Her şeyin bir direği vardır. Bu dinin direği de fıkıh (dini asli güzelliği ile anlayıp yaşamak)tır.” (Beyhakî)
Şöyle baştan bir hatırlayacak olursak, Cenab-ı Mevlâ, Rasulü s.a.v.’in elçiliği ile İslâm’ı göndermiş ve doğru anlaşılıp yaşanmasını O’nunla sağlamıştır. Her biri nübüvvet nuruyla terbiye olmuş sahabiler de dosdoğru yolu Rasul-i Ekrem Efendimizden öğrenmişler, onlar da sonraki nesillere aktarmışlardır.
Şeyhülislam Abdülkadir Sühreverdî rh.a. şöyle der: “Allah Tealâ, Rasulü ile gönderdiği şeyleri kabul etmeye en saf kalpleri, en temiz nefsleri hazırladı. Kalplerdeki saflık, nefslerdeki temizliğin farklılığı, İslâmî ilimlerle birleşip ortaya çıktı. Herkes kendi kalp ve kabiliyetine göre o ilimden istifade etti.”
Bazı kalpler münbit toprağa benzer. İşte ilmini önce kendi hayatına nakşeden, sonra insanlara öğreten kimse böyledir. İlmi önce kendisine fayda vermiş ve onu her haliyle Rasulüllah s.a.v.’in yoluna sevk etmiştir. İşte bizim âlimlerimiz tam da böyledir. Onlar İslâm’ın devamlılığının vesileleridir.
Âlimlerin çabaları kadar, tasavvuf büyüklerimizin gayretlerinin de hak yolun korunması ve müminlerin dünyalarının heba olup gitmemesi bakımından eşsiz kıymeti vardır. Zahir ve bâtın ulemanın bir arada, gerektiğinde birbirini dengeleyen bu etkinliği sayesinde hak ile bâtıl birbirinden ayrılmştır.
Bilgisizliğin yaygınlaştığı, gerçek âlimlerin azaldığı ya da etkisinin kaybolduğu zamanlar, hem müslüman birey için hem de toplum için karanlık dönemlerdir. Bu karanlık içinde haramla helal, doğruyla yanlış birbirine karışır. “Allah’ın sınırları” insanların gözünde belirginliğini kaybeder.
Böyle zamanlarda müslümanın imdadına yine dinde tefakkuh ve rüsuh sahibi âlimler yetişir. On asır önce Ehl-i Sünnet akidesinin ciddi bir taarruz altında olduğu bir dönemde ortaya çıkan İmam Gazali rh.a.’in “Hüccetü’l-İslâm” (İslâm’ın delili, dayanağı) lakabıyla anılması bu yüzdendir. Aynı şekilde İmam Rabbani hazretlerinin “müceddid: yenileyici” oluşu da, bir başka kriz dönemindeki hayatî faaliyetlerle ilgilidir.
Buradan bize çıkan pay, bize emanet edilmiş ilmî mirasın hakkını vermek olmalıdır. Bu da ancak dinî ilmlerin okutulduğu ve aynı zamanda İslâm ahlâkının ve edebinin verildiği kurumlar oluşturmakla, mevcut olanlara destek olmakla mümkün olabilir. Bu farz-ı kifayedir.
Şihabuddin Sühreverdî k.s. Avârifü’l-Mearif adlı eserinde, korumakla mükellef olduğumuz bu mirasın nasıl meydana getirildiğini şöyle anlatır: “Dinimiz asırlar boyu, ilim ehli insanların gayretleriyle safiyetini kaybetmeden bugünlere ulaştı. Tefsir âlimleri, hadis imamları ve fakihler, Kur’an ve Sünnet’ten birçok ilim elde ettiler. Onlardan hükümler çıkarttılar. Yeni durumları, Kur’an ve hadisin delilleri ışığında değerlendirip hükme bağladılar. Böylece, Allah Tealâ alimler vasıtasıyla dinini himaye etti.
Tefsir âlimleri tefsir şekillerini, yorum ilmini, değişik kullanış ve anlayışları, dille ilgili unsurları iyice anlayıp öğrendiler. Bu konularda kitaplar yazdılar. Kur’an ilimleri bu şekilde ümmet arasında yayıldı.
Hadis imamları hadisleri derlediler. Bu konuda son derece titiz davranarak, hadislerin yerini tespite çalıştılar. Böylece yanlış ile doğru birbirinden ayrılmış oldu. Ayrıca Sünnet’in muhafazasını için hadisler, değişik rivayetleri ve râvileriyle birlikte ezberlendi.
Fakihler ise asıl kaynaklardan hükümler çıkardılar. Aralarında kaynaklara dayanarak ihtilaflar da çıktı. Fakat hepsi bunları yaparken usulüne göre yaptılar. İşte böylece İslâm’ıın hükümleri yayıldı ve kuvvetlendi. Bâtıl inanç ve hallerden tertemiz olan din, kendi esasları üzerine kuruldu ve hayatın her alanına yayıldı. Allah Rasulü s.a.v.’in Sünnet’i hayata iyice köklerini saldı.”
Ebu Alâ Sakafî rh.a. şöyle de der: “İlim, bilgisizliğe karşı kalp için hayat ve karanlığa karşı gözün ışığıdır.” Yani bilgisizlik ölümüne karşı kalbe hayat veren şey ilimdir. Küfür karanlığına karşı yakîn gözünün nuru da ilimdir. Dinin hükümleri noktasında bilgi sahibi olmayan kişinin kalbi bilgisizlik yüzünden ölmüştür. Gaflet içindedir. Çünkü böyle bir kalp, Cenab-ı Mevlâ hakkında cehalet içindedir. Allah’ın emirleri konusunda cehalet içindedir.
Allah Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 8)
O halde zamanın yıpratıcı unsurlarına karşı ilim hazinemizi korumalı, elimizdeki mirasın kıymetini bilmeliyiz. Bu şuura sahip nesiller yetiştirmeliyiz. Bu yolda adımlar atmalı ve atılan her bir adımın hayır olarak bize döneceğini de bilmeliyiz.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...
Mübarek EROL
 
odr1in.jpg
October 05

Her Güzel Daha Güzele...


Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi? Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu?
Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü? Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı? Hiçbir kız Leyla'nın verdiğini veremez miydi Mecnun'a?
Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep? Gül'ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde ,neden Bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti?
Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı?
Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi?
Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti?
Eğer sadece Yakup için evlat
Mecnun için sevgili
Bülbül için çiçek olsaydı anlam ;
Ne Yusuf için gözler kör edilirdi ve gelene kadar dünyaya küsülürdü
Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü
Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı ...
Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub'un gözlerini
Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun'u
Gül'ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül'e..?
Tek bir olan biri!
Yakub'unda Mecnun'unda Bülbül'ünde Rabbi olan ALLAH
Yusuf'unda Leyla'nında Gül'ünde Rabbi olan ALLAH
İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor!
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor!
O hükmü kestiyse O hükmü yazdıysa...
Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden,
Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan..
Yakup ne güzel oldu Yusuf ile
Mecnun ne güzel oldu Leyla ile
Bülbül ne güzel oldu Gül ile
Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu...İktibas
 
October 01

SAFLARIMIZ DOSDOĞRU OLDUKÇA KALPLERİMİZ DOĞRULUR

Image Hosted by ImageShack.us
Safları sıklaştıralım
Efendimiz s.a.v. ashabına hitaben şöyle buyurdu:
- Meleklerin ALLAH huzurunda saflandığı gibi saf saf olmaz mısınız?
Sahabiler sordu:
- Melekler ALLAH huzurunda nasıl saflanırlar?
Buyurdular ki:
“Melekler öndeki safları tamamlar ve saf teşkil ederken birbirlerine sıkı sıkıya yanaşırlar. Safları doğrultunuz, omuzlarınızı aynı hizada tutunuz, saflardaki boşlukları kapatınız. Saflardaki boşlukları doldurmak isteyen kardeşlerinizin ellerine yumuşaklıkla mukabele ediniz. Şeytana gedikler bırakmayınız. Kim bir saftaki boşluğu kapatıp iki yanını birbirine eklerse, ALLAH da onu rahmetine ulaştırır. Kim de bir safı koparırsa ALLAH da onu rahmetinden koparır.”
Sahabilerden Bera r.a., Efendimiz s.a.v. ile kıldıkları namazı şöyle anlatıyor:
ALLAH Rasulü safı bir yandan bir yana kontrol eder, safı düzeltmek için göğüslerimizi ve omuzlarımızı eliyle dokunarak doğrulturlardı. Ve derlerdi ki:
“Eğri büğrü olmayınız ki kalbiniz de eğri büğrü olmasın. Upuzun, dümdüz olunuz ki kalbiniz de öyle olsun.”
“İlk safın sevabını bilseniz ön safta durabilmek için kura çekmekten başka bir yol bulamazdınız. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilseniz bunun için birbirinizle yarışırdınız. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilseniz, emekleyerek de olsa bu namazlarınızı cemaatle kılmaya koşardınız.”...
Rabbimiz bizleri müslümanlar kıldı ve kalplerimizi birleştirdi de kardeşler olduk.
Artık Rabbimiz'in huzurunda saf saf olmaz mıyız?
Gönüllerimizi bir kılar, düşeni kaldırır, eğrileni düzeltmez miyiz?
Safları sıklaştırır, kalplerimizi doğrultmaz mıyız?
ALLAH için saflarda bir oldukça gönüllerimiz birbirine değecek.
Namazlarda bir oldukça birlikte kanatlanacağız.
ELVİDA ÜNLÜ
September 19

Ramazan Bayramımız Mübarek Olsun

Bayram

Oruç ibadeti, müminlere takvayı yani Allah’a karşı gönül hassasiyetini kazandırıyor. Ramazan’ın gecelerini ve gündüzlerini imkanı nisbetinde değerlendirerek geçirenlere Yüce Mevlâ bu ayın sonunda bir bayram ihsan ediyor. Bu müminlerin bayramı, oruçluların bayramı, takvayı kazananların bayramıdır. Oruç tutan ve ibadetlerini yerine getiren müminler bayramı hak etmişlerdir. Bayramı doyasıya yaşamalıdırlar. Çocuklarıyla, arkadaşlarıyla, akrabalarıyla, komşularıyla...

Biz bayramımıza, bayram namazıyla başlarız. Sonra birbirimizle bayramlaşır kucaklaşırız. Komşuları ziyaret eder, birbirlerimize izzet ve ikramlarda bulunuruz. Helal çerçevede doyasıya eğleniriz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in uygulamasının böyle olduğunu biliriz.

Bayram o bayram ola...

Şevval Orucu

Şevval ayının birinci günü Ramazan Bayramıdır. Bayram gününden sonra Şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Şöyle buyurmuştur:

"Kim Ramazan orucunu tutar, sonra Şevval ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi (sevap kazanmış) olur." (Müslim, Sıyâm 39)

Mehmet IŞIK /SEMERKAND

Hayırlı Bayramlar

September 17

Yirmi Beş...Lisan-ı Kalp

Image Hosted by ImageShack.us
 Bir evin, bir sofranın, bir duanın kardeşiydi onlar. Bir köyün, köylerin en güzelinin insanıydı hepsi. Kimi Aydınlı, kimi Sinoplu, Adanalı, Diyarbakırlı, Samsunluydu. Ama bir araya gelip koyunca yüreklerini ortaya, hepsi aynı köyün evladı oluyordu. Sabahtan yola çıksalar akşam vakti aynı köye varırdı yürekleri. Ve sıkıldıklarına aynı köye ulaşırdı istekleri. Ama en önemlisi bir duaydı paylaştıkları. Hepsi açınca ellerini “Ya Rabbi” diyordu
“okulumuzu bitirip ülkemize en güzel şekilde hizmet etmeyi bize nasip et…”

O gün bir telaş vardı bu gençlerin evinde. Misafirleri gelecekti akşam. Ama hiçbirinin parası yoktu. Evde de yemeklik malzeme kalmamıştı aksilik bu ya. Birbirlerine hissettirmemeye çalıştıkları, ama hepsinin aynı anda yaşadığı bir sızı çöreklenmişti yüreklerine. Aynı sızıydı ya paylaştıkları, aynı dua için açıldı elleri. Güldü içlerinden biri arkadaşlarını rahatlatmak için “Haydi” dedi “yapmayın. Hangi köyün evladısınız siz? Hemen ararım babamızı. O halleder sıkıntımızı. Ne zaman sıkıntıda kaldık ki şimdi kalalım. Kodu kim önce çevirirse o konuşsun babayla.” Biri sordu şaşkın ve umutsuzca: “Ne ki kod?” “Yirmi beş” dedi diğeri gülerek “Yirmi beş!”

O gün akşamüzeri erzak geldi evlerine. “Biri” dedi kapıdaki adam “öğrenciye hayır yapayım demiş. Fitresi varmış yirmi beş lira. Ben de erzak aldım. Aslında bizim apartmanımızda da öğrenci var, ama hanım burayı tarif etti. ‘Karşı apartmana, yirmi beş numaraya götür götür’ dedi.”

“Afiyet olsun kızım” diyerek bıraktı adam elindeki poşetleri. Paketleri alan şaşkın ve mütebessim kız, arkadaşlarının yanına geldi. “Tamam” dedi gülerek. “Hatları meşgul emeyin. Yirmi beş yoğundur şimdi. Bizim ihtiyacımız görüldü. Daha çok ihtiyacı olan bağlansın…”

                Rümeysa Oğuz, Semerkand Aile, Nisan 2007

                        
      Muhabbetle dostlar...
     Selamınızı ,kelamınızı Allah için yaptığınız hayır,hizmet ve huzurla geçireceğiniz bir Cuma diliyorum...
Allah'ın selamı üzerinize olsun...2563
 
Image Hosted by ImageShack.us
         "Dünyanın en günahkar insanı da olsa, isteyen herkes CENNET ve CEMALULLAH nimetlerine kavuşabilir.
Allah'ın azabından korunup dünya ve ahiret saadetine erebilir.
Güzel ahlakı ve hayırlı hizmetleriyle başta ailesi olmak üzere bütün mahlukatın duasını alabilir. Bunun için yapılması gereken tek şey "AŞI" yaptırmaktır. Yani ruha yapılacak manevi bir aşı ile, onda gizli olan
ALLAH sevgisini ortaya çıkarıp yeşertmektir. Bunuda hakk aşıklarından başkası yapamaz. İyi bir gül, iyi bir bahçıvanın elinde yetişir. Güle aşısını yapar, suyunu, gübresini verir, fazlalıklarını budar.
Sevgi ve şefkatle bakar, büyütür. Sonuçta rengarenk açılmış, mis gibi kokular saçan güller yetiştirir.
İnsanların bahçıvanları da ruhlara sevgi aşısını yapan manevi dünyamızın mimarları ALLAH dostlarıdır.
Onlar sohbet ve nazarlarıyla ruha muhabbet aşısı yapar, manevi hastalıkları tedavi eder, gönülleri HAKK'a bağlarlar.
Böylece ALLAH'a kulluk yapmak emirlerine uymak yasaklarından kaçınmak kolaylaşır. İnsan manevi zevk ve şevkle dolar.
Muhabbet zikir ve ibadete sarılır.Zikir çoğaldıkça muhabbet, muhabbet çoğaldıkça zikir çoğalır. Neticede kalbi istila eden manevi hastalıklar iyileşerek ALLAH'ın rızasına erer..."               
                   
Semerkand 
    

    Cumanın Rahmet ve Bereketi Üzerinize olsun Dualarınızla İnşallah...2563
 

 

                       

 Selam ve Dua ile 2563

      Her İşimizin Başında...2563

   Selametle...2563

(Emek verip yazdıkları güzel mesajlar ve ekledikleri birbirinden güzel resimler için Dostlara sonsuz teşekkür ve dualarımızı gönderiyoruz...Ancak küçük bir ricamız olacak ki; Hakk'ın (cc) rızasına ve önderimiz Resulullah Efendimizin (sav) ahlak ve sünnetine uymayan resim ve mesaj eklememenizdir.Daim selamet ve hayırla inş....)

“Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,
Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvALLAH kalmıştır” 
Eyvallah...
                       

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

 

 

 

 

RAHMAN CE RAHİM OLAN ALLAH CC ADIYLA


                                    DOST-VELİ

 

 

 

(Ey müminler!) Ehl-i Kitaptan kâfirler ve putperestler de Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Halbuki Allah rahmetini dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. (2/105)

(Yine) bilmez misin, göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığı yalnızca Allah'ındır? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (2/107)

Ehl-i kitaptan çoğu, hakikat kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip küfre döndürmek istediler. Yine de siz, Allah onlar hakkındaki emrini getirinceye kadar affedip bağışlayın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (2/109)

Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: "Şüphesiz doğru yol, Allah'ın (gösterdiği) yoludur." Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (2/120)

Yemin olsun ki (habibim ! ) sen ehl-i kitaba her türlü âyeti (mucizeyi) getirsen yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen hakkı çiğneyenlerden olursun. (2/145)

İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider. Hatta böylesi kalbinde olana (samimi olduğuna) Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, hasımların en yamanıdır. (2/204)

(Ey müminler! ) Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. (2/214)

 

                                                         İYİBİR HAFTA SUNU TEMENNİSİYLE ALLAH CC AMENET OLUN

 

                        
 

7 hours ago
mehmetwrote:

 

Sevgisiz Olmuyor!

 

sevgi, ilkbaharda açan,
kır çiçeğidir.
kimbilir, belki de,
saçlarımızı ıslatan nisan yağmuru.
olmazsa olmazlarımızdan,
hayatın gerçeğidir.
sevgisiz hayat, yorgansız yatak gibidir.
sevgi, sevgilinin yolunda,
eriyip yok olmaktır.
kimbilir, belki de karların altından,
utana utana başını uzatan kardelendir.
sevgi, mutlu olmanın yolunu,
arayıp, bulmaktır.
sevgisiz hayat, meyvesiz ağaç gibidir.
sevgi, sevgili için severek çile çekmek,
belki de dünyadaki herşeyden geçmektir.
belki konuşmadan meramını anlatmak,
hiç karşılık beklemeden,
her fedakarlığı yapmaktır.
sevgi cesarettir,
sevgisiz insan çorak toprak gibidir.
sevgi, İbrahim olup,
Nemrut'un ateşine girmektir.
Yusuf olup, karanlık kuyuda,
sabırla beklemektir.
Yakup olup,
evladının kokusunu duymaktır.
sevgisiz hayat kuru yaprak gibidir

16 hours ago

 

ALLAH CC RAHMETİ MAGFİRETİ  SİZİN VE AİLENİZIN

ÜZERİNE OLSUN GÜNÜZÜN AYDIN GÖNLÜNÜZ HOŞ

CUMANIZ MUBAREK OLSUN..


                  

Zilhicce


Kur'ân-i Kerim'de Fecr sûresinde "Ve on geceye yemin olsun." ifadesinde kastedilen on gece bazi kaynaklara göre Ramazan ayinin son on günü veya Muharrem'in ilk on günü olarak belirtilse de genel görüs, bu mübarek on günün Zilhicce ayinin ilk on günü oldugudur.
  Kamerî aylarin onikincisi olan Zilhicce ayi, Islâm'in bes esasindan olan hac ibadetinin yerine getirildigi aydir. Bu mübarek ayin 1'inden 10'una kadar olan zaman dilimi "leyali-i asere", yani on mübarek gecedir. 10'uncu gün ise Kurban Bayraminin ilk günüdür. Peygamber Efendimiz (sav) bugünlerin önemini söyle ifade ediyor:
  "Salih amellerin Allah'a en ziyade sevgili oldugu günler bu on gündür! Ondaki her bir günün orucu bir yillik oruca (sevapça) esittir. Ondaki bir gece kiyami (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kiyamina (ihyasina) esittir.
  Peygamber Efendimizin zevcesi Hafsa (r.a) diyor ki:
  "Resulullah (sav) dört seyi terk etmezdi: Asure günü orucu, Zilhicce'nin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahin iki rekât sünneti."

                                                                      

1 day ago

Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa…‏‏




Biz sadece sohbet ediyoruz..... Konuşuyoruz güncel mevzulardan, yazıdan ve kelimeden, gidişattan... zaman zaman havadan ve sudan… bazen derinlemesine, bazen öylesine… ama saatlerce....

Tenhalaşmıyoruz dedi genç kız ısrarla...





Oysa neydi tenhalaşmak; kötü karakteri şeytan olan üç kişilik bir film seti… Ya da iki kişinin şeytana yol haritası çizdiği bir yarışın en önde seyreden otomobili…




Bir yalnızın iki olabilmek adına nefsinde verdiği "kalbim temiz" brifingleri. .. kimine göre bir kapıyı kapatmak kadar basit bir eylem... kimine göre tüm kapalı kapıların üstüne kilitlendiği yarı karanlık bir sofa...



Bazen bir kadın ve bir erkeğin diğer tüm beşerin soluk alıp vermesi kadar çok bahaneyi “doğru düşünce ve prensip” duvarlarına vurması, çarpması, kırması ama yok edememesi…



Bazen de “biz iki olgun insanız, biliriz kendimizi” diyerek çiftlerin dağların zirvesinde, ya da ormanın gölgesinde, yahut ırmağın akışında, tenha adına en tenha neresi varsa orada bile tenhalaşamaması…yani yok edememesi o kesin hadis-i şerifi… sorumluluğunu buharlaştıramaması… o sorumluluk ki kadın ve erkeği saçından yada eteğinden kavrayıp kalabalıkların içine çekmeye muktedirdir…



Ama biz tenhalaşmıyoruz dedi kız üstüne basa basa…





Oysa ona göre sadece bir odada yalnız bırakılmışlık haliydi tenhalaşmak… bir bay-bir bayan; masa, koltuk ve sehpa, duvar, halı ve pencere…vs… oysa yaşanan neydi; bir bay-bir bayan; ekran, kablo ve teller, kodlar, 01 ler, adresler…vs…



Bu açıdan bakmayı sevmedi genç kız “seslerimizi duymuyoruz mesela” dedi … oysa ses, havanın ses tellerini titretmesi ve dilin beyinden aldığı emirle o çıkan tınılara hükmetmesi demekti; ya dilim elime inip, parmaklarıma yürürse... mesela tuşların her biri ses teli hükmüne geçip, parmaklar dil gibi ona hükmediyorsa… öyle ya dile hükmeden akıl, parmağı başıboş bırakmaz değil mi?



Ama bakışlar yok dedi kız... gözler, anlamın ruhtan süzülerek ışıldadığı tek yerdir dedi... "kaş ve göz yok!"dedi … oysa bakış; bir anlık iletinin yanıp sönen sarı lambasından sadece birkaç “an” daha fazla yaklaştırır günaha… camların önünde sevdiğinin bir bakışını yakalamak isteyen insanın duyduğu iştiyakın belki yüzde kaçını, muhabbet ve ünsiyet kurduğu bir kişinin “oturum açıldı” panosunu görünce de hissedebilir insan dediğin… söz bakıştan daha tehlikelidir bazen... aşık olduğu kişinin gözlerine yanıp yakılan bir insan iş muhabbete gelince dumura uğrar bazen.. yine ve daha fazla sözleri kalbi güneş gibi saran bir insanın gözlerini görmez olur aşık…yani söz o bedenin gözü, saçı, eli, ayağı oluveririr…



Ama harama giden bir ayak, harama uzanan bir el yok ki dedi kız; oysa bazen tüm küçük adımları koca bir adıma sığdırıp tek adımda bulaşırız günaha… ve elin tek bir hareketi ve bazen masum bir “tık” sesi ; bazen o kadar da masum ve yalın olmayabilir… illa günah sıcak ve akıcı mıdır…seni alıkoyan her günah ister millerce uzağında olsun, ister ışık hızı yakınında olsun senin ceza sebebindir…


Bir başka mütedeyyin bey ben eşimi aldatmam ki dedi özelindeki 12. bayanla konuşurken… biz nitelikli sohbet ediyoruz... sözüm ona beyin fırtınaları estirmektedirler… içeride yan odada çocuklarına laf anlatmaya çalışan hanımsa kendisine ne zaman sıra gelecek diye bekler durur… beklesin bey irşad etmektedir, cihad yazıları yazmaktadır…



Normal yaşantısında tek bir beyle bile kişisel muhabbete girmeyen dindar bayanların adres defterinde onlarca bey ve bilgisayar başında geçen onlarca saat… “kendin”leştirirsin yazıyı ve imgeleri.. komiksindir… cazipsindir… denksindir.. ama çoğu kez Allah’a yalan söylersin… ben sadece din adına yazıyorum, öğrenip-öğretiyorum dersin… "kardeş" dersin ama bunun şimdilik olduğunu bilirsin…



Velhasıl; insan gittiği her yeri kendileştirir… sanalı da, hayali de… içindeki isyankar yanına bir rumuz takar, isyan eder sinirlendiği konu başlıklarına… içindeki saldırgan yanına bir isim takar sevmediği şahıslara saldırır… kalbine hapsettiği aşık yanına bir isim takar ve site site maşukunu arar… bazen gününde değildir mütevazı takılır… ama asla ve asla kendi ismini kullanmaz.. kendi ismi mütevazi olamayacak kadar dik, saldırgan olamayacak kadar asildir…



Aman canım sanal ortamdayız dedi kız son koz olarak… unutmayalım ki; tüm yaratılmışların ve tüm buudların, bildiğimiz-bilmediğimiz tüm alemlerin ve dahi sanal alemin ilahı yine Allah (CC) tır. Ve şeytan kendini götürdüğün her yerde ya eline ya parmağına musallat olmaya devam edecektir…



Ve son söz kendimedir.
Umarım(ey biçare)sen eriyip tükenmezden evvel sahip olduğun tüm plastikler eriyip kaybolur... ve sen bulduğun tek kömür parçasıyla ağaç kabuklarına yazı yazmaya mahkum edilirsin….

 
 
vesselamüaleyküm
nacizane...
1 day ago
mehmetwrote:
İnşirah Duası

 Ey Yalnızların Kendi Başına Kalmışların Arkadaşı,
Ey Mutsuzluğa Düşmüşlerin Yardımcısı,
Ey Yoksulların Zenginliği,
Ey Zayıfların Gücü,
Ey Fakirlerin Hazinesi, Gariplerin sığınağı,
Ey Tek Güç Ve Kudret Sahibi,
Ey İhsanıyla Tanınan Keremi Sonsuz Rabbim,
Efendimiz Ve Yakınları Hürmetine Sıkıntılarımı Gider.

Ey Rabbim
Sen Sıkıntılarıma Karşı Hazırlığım,
Musibetim Anımda Ümidim,
Yalnızlığımda Arkadaşımsın
Gurbetimde Dostum
Kederli Anımda Beni Ferahlatansın
İhtiyacım Anında Yardımıma Koşan
Zor Anlarımda Sığınağımsın
Beni Korkuların Karanlığından Kurtaran Aydınlığımsın.
Ey Rabbim Sen Şaşkınlığımda Bana Yol Gösterensin
Biliyorum Rabbim Sen Günahlarımı Bağışlayan
Ayıplarımı Örten, Sıkıntılarımdan Kurtaran
Kalbimi Sevginle Süsleyensin.
Sen Kalbimin Hem Tabibi Hem Sevgilisisin.
Sen Ki Şaşkınlara Yol Gösteriri
Muhtaçlara Yardım Eder
Korunmak İsteyenleri Korursun

 ALLAH’ım , Ben Senin Kulunum
Kulunun Çocuğuyum.
Görüyorsun ki Rabbim Sıkıntılıyım.
Bildirdiğin Ve Gizlediğin Tüm İsimlerini
Ve Kur-An’ı Kerim’i Kalbimin Baharı
Gönlümün Nuru , Sıkıntılarımın İlacı Yap.
Ruhum Susamış Suya , Kalbim özler seni
Gözlerimi Senin Sevdiğin Şeylere Çevirdim
Kulaklarımı Seni Çağıranın Ülkesine Bıraktım
Ve Susayan Bir Toprak Gibi Bitkin Kaldım
Kalbimi Senin Yoluna Koydum
Ve Ellerimi Senin Dergahına Açtım
Bundan Sonra Da Sana Gelecek
Senden İsteyeceğim
Güneş Ve Ay Senin Nurundan Almış Nasibini
Güneş Senin Sevginden Böyle Ateş
Ay Böylesine Mahzun
Irmaklar Senin Hasretinden Böyle Çağlar
Deniz Bu Ayrılıktan Böyle Deli Böyle Dalgalı
Hep Hüzünlü Hep Ağlamaklı
Kuşların Ümidi Sen
Bitkilerin Neşesi
Çiçeklerin Rengi Sen
Ve İnsanların Hiç Bitmeyen Duası Sen
Mevla’m Bizi Biran Olsun terk etme
Sevgin İçimizde Hep Uyanık Kalsın
Yolun Rasul’ün Yolu Olunca Ondan Başka Kime Bel Bağlayayım
Rabbim ALLAH’tır Benim
Nurum Ve Kurtuluşum Ondan Gelecek
Öyleyse o’nu Bırakıp Kime Gideyim
Günahla Örtülmüş Varlığım İçinde
Bir o’nun Özlemidir Beni Yaşatan
Şefaatim o’nun Dilindeyken
o’nu Bırakıp Kimi Dinleyeyim
Mevla’m
Beni Kendine Dost Seçinceye Kadar Yaşat
Ve Aşkınla Yandığım Biranda Al Canımı
Al Ki Ölüm Aşkımın Adı Olsun.

 Ey Rabbim, Ben Ki Günahı Sevabından Çok
Aklı Dünyaya Takılmış
Kalbi Fani Şeylere Anmış Bir Zavallıyım
Ama Sen Öyle Nur Öyle Rahmansın
Öyle Güzelsin Ki
Ne Olur Rabbim Senden Uzak Kalan
Şu Kulunu Kendine Yakınlaştır
İmanınla Dirilt.
Ey Sevdiklerini Sevindirmekten Hoşlanan Rabbim
Sana Açılan Ellerimi Geri Çevirme
Kalbime Aşkınla Tecelli Et Ki
Senden Başka Hiçbir şey Kalmasın O Kalpte
Senden Başka Hiçbir şeyi Olmayacak Kadar Zengin Eyle Beni
Her şey de Seni Anmayı
Her şey de Seni Görmeyi Nasip Eyle.
Bana İsimlerinle Güç Ver Ey Rabbim
O İsimlerin Ki Kalplerin Nuru
Hiçbir şeyi Olmayanların gururudur.
Ey Rabbim Bize İsimlerinin Hakikatini Göster.
Bizi Sensiz Bir An Bile Yaşatma.

 ALLAH’ım Sana Meryem’in Temizliği İle Gelmek İstiyorum
Günahlarla Kirlenmeme İzin Verme.
Sana Musa’nın Duası İle Geliyorum
Şeytana Uymam İçin Peşimden Koşanlardan Beni Kurtar.
İsmail’in Tevekkülü İle Boynumu Büküyorum.
Beni Ve Soyumu Sana Kul Olarak Yaşat.
Sana İsa’nın Ruhu İle Geliyorum.
Beni Katına Almanı Diliyorum.
Sana Yunus’un Duası İle Yalvarıyorum.
Beni Yutan Nefsimin Karanlıklarından Kurtarmanı Bekliyorum.
Rabbim, Sana Yusuf’un Gömleği İle Geliyorum.
Beni Düştüğüm Ümitsizlik Kuyusundan Çıkarmanı Diliyorum.
Sana Muhammed Mustafa’nın Kulluğu İle Geliyorum.
Beni Miraca Çıkarmanı Bütün Sıkıntılarımı Gidermeni Diliyorum

amin... amin...amin...
D.Ali Erzincanlı
cumanız mubarek olsun kardesım hayırlı aksamlar.
1 day ago
There are no photo albums.

Windows Media Player

No list items have been added yet.

Custom HTML

 
- Click here for more blooper videos  

Custom HTML