2563's profile"Bizim tarikatımız sohbe...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
"Bizim tarikatımız sohbettir.Halvette şöhret,şöhrette afet vardır.Hayır cemaattedir."Şah-ı Nakşibend (ks) "Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, bilginizi artıran,ilmiyle de size ahireti hatırlatan, sizin için en hayırlı arkadaştır.."Hz.Muhammed (s.a.v) February 04 Yol belli yolcu belli…![]() "Yürümek için dik duruşu ve gönüllü olan yolcu gerek dedik. Ama bir de yol gerek… Bu yol ki… Dosdoğru yol… hedefine şaşırtmadan ulaştıran, güzelliğe, mutluluğa götüren yol…
Yol belli yolcu belli… Peki sorun ne ki? Yol dümdüz önümüzde ve ilk biz yürümeyeceğiz… Yani yanlız değiliz. Yürümeyi öğretenler dimdik önümüzde bütün heybetleriyle. Biz nerdeyiz? Herşey yürüyor, zaman, ömür, gençlik, sağlık, herşey su gibi akıp gidiyor… yürümüyor adeta koşuyor. Peki biz yürüyormuyuz? Bu yolu bilmeden anlamadan ve en önemlisi sevmeden yürüyemeyiz ki? Herşey yürürken biz nerdeyiz? Hangi oyunda oynaştayız? Yürümeyi biliyormuyuz? En önemlisi yürümek istiyormuyuz? Cevabınız evetse eğer önce gönlünü ayağa kaldır. Oturanlar yürüyemezler, hele yatanlar hiç… Ama ayaklarınla değil gönlünle yürüyeceksin bunu bil…. Gönülle yürüdünüzmü hiç…. Yürüyenler dedim ya onlar, o aşıklar ayaklarıyla değil gönülleriyle yürürler… Öyle yürürler ki!!! Onları sular boğmadı, ateşler yakmadı. Onların yollarını guvercinler sakladı… O sevda elleri… Şimdi yürüyenler gibi edebiyat yapıp lafla peynir gemisi yürütmeye çalışmadılar. Söyleyip anlatıp yatmadılar… zaman üstü, mekanlara geçtiler Hakka yürüdüler ve Hakka ulaştılar… Yol doğru yolcu doğru ama yürüyüş bozuk olursa varılmıyor menzille… Hepsi dosdoğru olmalı… Dosdoğru….. İşte dostlar.. Yol dosdoğru Tevhid yolu.. İlk insan, ilk yol göşterici Hz. Adem'le başlayıp alemlerin rahmet, sevginin öğretmeni Hz. Muhammed'le (s.a.v) tamamlandı ve kıyamete kadar bu yolun yolcuları olucak... Yol dosdoğru, yürüyenlerde dosdoğru... Bu yola yakışırmıyız ki bilmem. Bu yol ki menfaat için satılmaz, iki kuruşluk sevdalar için terk edilmez. Bu yolda başıt insanlar yürüyemez. Önce gönlümüze bir yolculuk yapalım... Ta derinliklerine yürüyelim... Gönlümüzü bulursak sahibinizi de buluruz... Güzel yolun sevdalıları yolunuz açık olsun..." Fussilet.com February 01 Mürşid Hakkın Kapısıdır![]() Mürşid Hakkın Kapısıdır Şeyh Abdülgani Nablusî (k.s.) Hazretleri şöyle der: Bir kimse Allah'a giden yolda kendisine yol gösterecek olan mürşidini Cenab-ı Hakk'ın kapılarından bir kapı olarak görmelidir. Yani mürid benim mürşidim Hakk'a giden kapılardan bir kapı babullahtır. demelidir. Şeyh Muhammed Behrî K.S. Hazretleri de bu manayı şu mısralarla dile getirir: "Sen babullahsın ya RasulAllah Sen Hakk'ın kapışısın ya RasulAllah! Kim o kapıya varır ise Sen olmadan huzura giremez!" Nasıl Rasul-i Ekrem (Aleykümselam.) Efendimiz Allah'a ulaşmada bir nuranî kapı vazifesi görüyorsa "alimler peygamberlerin vârisleridir" sırrına göre mürşid de Allah'ın kapılarından bir kapı olmaktadır. Mevlâna Celaladddin Rumi K.S. Hazretleri kendisinin irşadına vesile olan üstadı Şems-i Tebrizî K.S. Hazretleri için şöyle buyurur: "Mürşidim Hakk'ın kapısıdır. Çünkü Hakk'a onunla vasıl oldum." Mürid mürşidinden gelen iyiliği Allah'ın hidayeti şer gibi görünen ve nefsini sıkıntıya düşüren şeyleri Allah'ın bir imtihanı olarak bilmelidir. Bundan başka mürid mürşidini Allahu Tealâ'nın esma ve sıfatlarının mazharı olarak görmelidir. Şunu da bilmelidir ki mürşid insanı hidayete erdiremez. Rasulullah da dilediğini hidayete erdiremez. İnsanı ancak Allahu Tealâ hidayete erdirir. Kur'an-ı Azimüş-şan'ın birçok ayetinde bizzat Cenab-ı Rabbü'l Alemin hidayetin ancak kendisinden olacağını açıklıyor. Başka türlü bir tasavvuf anlayışı yanlış ve haram bir yol olacağından buna dikkat etmek gerekir. Abdulkadir Geylanî (k.s.) Hazretleri'nin Mektubat'ını şerh eden Seyyid Hüseyin Fevzi Paşa şöyle der: Abd (kul) rab olmaz. Rab de abd olmaz. Bu ilâhî bir tecellidir. Nasıl ki Tur'da Cenab-ı Hak bir ağaca tecelli etti ondan Musa (Aleykümselam.)'a hitab etti ve "Ben senin rabbinim ya Musa!" dedi; burada ağaç rab olmadı. Rabbin ağaç üstündeki tecelliyatı oldu. Bunun gibi Rab Tealâ Hazretleri insan-ı kâmile de tecelli eder. Ağaca tecelli eden o Allah peygambere tecelli etmez mi? Ay'ın yarılması mucizesinde etti Davud (Aleykümselam.)'ın attığı taşlar Calut'u öldürürken tecelli etti: "Habibim o taşı Calut'a Davut atmadı. Biz attık." Allahu Tealâ ağaca tecelli eder de ağaçtan daha kâmil olan insana etmez mi? İşte tasavvuf ehli mürşidini bu çerçevede düşünmeli kulu rab gibi görme tuzağına düşüp imanını ve amelini zayi etmemelidir. Nefs Terbiyesi ve İlahi Huzur MEHMET ILDIRAR January 13 Gözyaşı Rahmettir...![]() Gözyaşı Hakk yolcularının Cenâb-ı Alllah’a yaklaşabilmeleri için yegâne sığınaktır. Çünkü: Gözyaşı: İçin, tahassür ifâdesi ve gözün niyâzıdır. Gözyaşı: Nedamet mânâsını taşır, Allah’a bir nevî tevbedir. Gözyaşı: Aşkın derûnî hislerini coşturan kelimesiz ve sedâsız lisanıdır. Gözyaşı: Ârifin kalbinin tercümanıdır. Gözyaşı: Mağfiret için Allah’ın kullarından istediği istirhamıdır. Gözyaşı: Hakk’ın rahmetini tahrik ve merhametini celbeder. Gözyaşı: Günahkârın sıdk ve ihlâs ile Rabblerine eyledikleri ubûdiyet incisinin dâneleridir. Gözyaşı: Allah için öyle bir sermaye-i sadeftir ki, rahmet, merhamet ve mağfiret habbelerini içinde taşıyan seyyidü’l-istiğfar ve tevbe-i nasuhtur. Gözyaşı: Günahların gufrânıdır. Gözyaşı: Muhlisin habbe-i ihlâsıdır. Gözyaşı: Âsînin kurtuluş ipidir. Gözyaşı: Hulâsâ, vuslata erenlerin yegâne istinadgâhıdır. M. Sâmi Ramazanoğlu December 30 Yeter ki...December 20 Öz Yanmazsa![]() Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban:
"Ey kerem sahibi Allah'ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım... Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun." deyip duruyordu. Hz. Musa (as): "Kiminle konuşuyorsun?" dedi. Çoban: Yeri göğü yaratan Allah'ımla konuşuyorum" dedi. Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah'a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi. Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı. Biraz sonra Hz. Musa'ya: "Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi. Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi. (Mesnevi'den) ![]() Can özümden Besmeleyi çekende
Dil yanmazsa ben yanarım sultanım. Hak uğruna bir sefere çıkanda Yol yanmazsa ben yanarım sultanım. Arzuhâlim ulaşırsa divana
Korkarım ki taban değer tavana Çiçeğimden zerre girse kovana Bal yanmazsa ben yanarım sultanım. Göz utanır gönül dostu görünce
Can tutuşur candan selâm verince Bülbül olup bir bahçeye girince Gül yanmazsa ben yanarım sultanım. Aşıklık içimde doğduğu zaman
Taş yanar gözyaşım yağdığı zaman Mızrabım sazıma değdiği zaman Tel yanmazsa ben yanarım sultanım. Üzülmedim erkenine geçine
Akıl yordum herşeyine, hiçine Söküp yüreğimi atsam içine Göl yanmazsa ben yanarım sultanım. Alev alev ruhta, canda bu ateş
Bakmakla görülmez bende bu ateş Bırakılsa hangi günde bu ateş Yıl yanmazsa ben yanarım sultanım. Dosta mektup yazma vakti gelirse
Yazar, postalarım kısmet olursa Mektubumun mahiyetin bilirse Pul yanmazsa ben yanarım sultanım. Abdurrahim KARAKOÇ ![]() December 14 Rabbimin Hesabı...![]() İnsanların yaptıkları kötülüklerin karşılığını hemen almadıkları, her karşılığın belli bir vakte kadar ertelenmesi Kuran'da bildirilen sırlardan biridir. Allah bunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah Kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45) Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır. Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır. (Kehf Suresi, 58) Birçok insan yaptığı kötülüğün karşılığını hemen almayınca, kötülüklerin karşılıksız kalabileceğini zanneder. Hatta bu nedenden dolayı tevbe etmez, pişmanlık duymaz ve tavrını düzeltmez, karşılıksız kalacağını sandığı için azgınlığını daha da artırır. Akılsız olduğu için, bunun gelecek olan azabını daha da dayanılmaz yapacağını hesap edemez. Allah, bu konuda şöyle hükmetmektedir: O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 178) Bu, Allah'ın insanları denemek için yarattığı bir ertelemedir. Oysa, her insanın yaptıklarının karşılığını alması için Allah Katında belirlenmiş bir süre vardır. O süre geldiğinde ne bir an öne alınır, ne bir an ertelenir. Allah, herkesin karşılığını mutlaka alacağını ayetlerinde şöyle açıklar: Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş) bir süre (ecel) olmasaydı, muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu. (Taha Suresi, 129) "Onlara bir süre tanıyorum. Hiç şüphesiz Benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır." (Araf Suresi, 183) ![]() December 03 Kalp Bu...![]() Sana ait olmayan, senden olmayan şeylere kalbini bağlamak, yükdür kalbe. Bir ömür yaşamışsındır da hani, doldurmuşsundur öyle hiç düşünmeden lüzumsuz şeyleri kendine kalp yüklenmiştir öyle eften püften şeylerle. Yorgun, bitap düşmüştür; taşımaktan, yüklenmekten dünyanın binbir türlü derdini. Naiftir, ince yapılıdır kalp... taşımaya gücü yeter mi sandın onca yükü! Yok yok! Zamanı geldi işte! Dök şu kalbi nin yüklerini dünyanın kucağına da.. derdin hafiflesin biraz! o nazenin kalbinin yüzü gülsün!... Bak işte nasıl da kalbin atıyor... nasıl da arıyor... kendine dost olanı... kendine yar olanı... Kalbine iyi bak e mi!... İyi bak ki.. kalp bu!... hangi yöne çevirirsen...o yöne...İktibas Yönü iyi seçmek, iyi bir yön göstericiyle hem kolay hem garantidir... November 21 Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av)![]() "Sen gelince aklıma tüm güzellikler yığılıverir önüme. Unuturum yanlışları hemen, Kurumuş dallar yaprağa durur, çiçeğe durur gönlümde, Kuşlar uçururum sevgim adına, öğrettiklerin adına.
Yağmur serinliği dolar gönlüme. Dertlerime merhem olur sevgin. Çobanıdır adın tümgüzelliklerin, tüm doğruların. Gül kokusu siner nefeslerime.... Göremedim gözlerini! Ama eminim ki seni sevmek kadar tatlı, seni bilmek kadar güzeldir. Göremedim tebessümünü! Ama eminim ki ayın ilk doğuşu kadar taze sözlerin kadar yumuşaktır. Göremedim yüzünü! Ama biliyorum ki, bir avuç su kadar berrak öğrettiklerin kadar parlaktır. Sen sabahlar kadar hep tazesin. Sen eminsin. Gülebilmemin teks ebebi sensin. Sen Efendimsin.(s.a.v). Yollarımda ışık, dallarımda yaprak sensin. Utanıyorum! Adını koyamadığım , seni savunamadığım için, Başım eğik geziyorsam sevginle dolu olmayan gözleri görmemek içindir. Utanıyorum! Seni anlatamadığım için Artık hasımlarım Ebu Cehil gibi değil. Seçemiyorum düşmanım kim? Bulamıyorum kimsede Ebu Bekr( r.a)’nın dostluğunu. Utanıyorum; ama bende de ne Ebu Bekr(r.a) dostluğu ne sadakati, ne Bilal (r.a)’ın sabrı, Nede Nesinbe’(r.a)nin cesareti var. Ömer (r.a) kadar adil de olamıyorum. Utanıyorum! Senin için taş taşımak isterdim ben de, senin için kollarımı vermek isterdim. Senin için gül dikmek istiyorum gönüllere. Senden öğrendim dostluğu, sevgiyi. Senden öğrendim öğrenmeyi. Toprak seni anlatır bana. Rüzğar adını yazar yapraklara. Şarkılardan biri diyor ya: “Gökyüzünde duman duman bulutsun Söyle seni kalbim nasıl unutsun” Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av) Kalemim sana feda olsun Yâ RESULALLAH Canım sana fedâ olsun Yâ RESULALLAH..." ![]() November 12 Yar İle Ahdini Unutma...
- Ne ahdi ne zaman söz vermişiz ya hu? beden kafesine, dünya zindanına . . . - Şu koskoca dünyaya hapishane mi diyorsun şimdi de? - Dur be yahu kesme sözümü, hem bir yer ne kadar geniş olursa olsun içinden ihtiyârî olarak çıkmak imkanı bulunmayınca orası hapishane demektir. Dünya zindanına hapsolunmadan evvel hür iken Cenab-I Mevla topladı ve sordu Bezm-I Elest’te: “Ben sizing Rabbiniz değil miyim? (E Lestü bi rabbikum?) - Eee ne olacak şimdi? - Bir kira sözleşmesine bile uyulmadığında adamın başına neler geliyor, mahkeme mahkeme süründürüyor. İş hukuku deyu müstakil bir hukuk dalı var ya hu! - Ya Allah ile yaptığımız akit ne olacak? - İşte o akde, o ahde ne kadar çok vefâ gösterirsen o kadar müjdeye lâyık hale gelirsin. - Gel gönül dost illerine gidelim! - Dost ili de nere ola ki? Uzak mıdır? - Sakın bu virân yerde vatan tutma - Bu virân yer dediğin, sadece dünya değildir. Bak yine Hazreti Pir Mevlana’dan söz açmaya mecburuz. - O’nun kadar güzel anlatanına rastlamadık, vardır belki. Ama eğer bunlar seni Hak’tan ayırıyorsa dünya budur. İşte bu viran yerden kasıt da budur. Sonu olan sonlu olan herşey viranedir, bugün süslü ve mamur gözükse de! İşte o ahde vefayı unutmadan o akdin bir tarafı olduğumuzu düşünerek yaşayalım e mi? Çünkü haşa Allah ahdinden dönmedi, dönmez. - Bu söz uzar gider müsaade buyursanız da şu musikiye bir kulak versek azizim! İmam Aliyyü'r-Rızâ ne güzel buyurur: "Cenâb-ı Hakk'ın dostlarına sunduğu bir mânevî şerbet vardır ki; onlar bu şerbeti içince kendilerinden geçerler; kendilerinden geçince coşarlar; coşunca tertemiz olurlar; tertemiz olunca erir giderler; eridiler mi ihlasa ererler; ihlasa erince dostlarına kavuşurlar; kavuşunca da sevgilileri ile aralarında ayrılık kalmaz." - Musikî denilen nutk-u ilahi, bir coşkun denizmiş nâmütenâhi - Seni de çok beklettik ama sabır ile koruk helva olur ya işte bu haftaki nutk-u ilahi: ... Yâr ile ettiğin ahdi unutma / Gel gönül dost illerine gidelim October 29 “Rabbim, sensin benim maksadım. Ve senin razı olmandır tek aradığım.”
Dua Etmeye Dair İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve en kötü şartta bile O’nun yardımının aranması ve umulması istenmiştir.
Sesi kısarak sözü yükseltmektir dua. Kelamdır, duyuş ve hissediştir. Kuvvet ve kudret karşısında aczin ve zavallılığın sınanmasıdır. Kimi zaman ise Allah’ın adını anmak için yakarıştır. Ama ne olursa olsun, gözyaşı kadar içten ve kar tanesi gibi bembeyazdır dua. Dua, Allah’ın rablık ve ilâhlık hakikatine köklü bir sığınma hadisesidir. Dua, insanın varlık karakterinin tabii bir parçasıdır ve onu tamamlayan dördüncü boyuttur. Dolayısıyla dua, insanı fizikötesi ilâhi gerçekliklere götürür. Eller duaya kalkınca Dua eden insanın evrene yaydığı pozitif bir enerji vardır. İnsan sıradan bir davranıştan uzak olarak duaya yöneliyorsa, bu dua öncesinde bilinçli veya bilinçsiz olarak hem zihinsel, hem de duygusal bir yoğunlaşma halindedir. Bu yoğunluğun yönü, dua edecek olanın Allah karşısındaki acziyetini idraki açısından içe doğrudur. Ancak içteki yoğunlaşma öncelikle hissedilen manevi haz olarak dışa yansımaya başladıkça yön değiştirir. Artık dua etme davranışı olarak ellerini göğe açan insanın heyecanı artmıştır. Şairin “Dua terli avuçlarımın ülkesi” mısraı, bu anlamda bir tür dua heyecanını ifade etmektedir. Kalpte hissedilenler veya hissedilmesi istenenler birbiri ardınca kelime kalıplarına dökülmektedir. “Yağmur olsun diye saçar göklere / Elinde biriken dualarını.” diyen Akif İnan’ın dizeleri, duanın çift yönlülüğünü ifade etmesi açısından anlamlıdır. İnsan benlik bütünlüğüyle dua edebilirse, bir takım ihtiyaçları söz konusu olsa bile, kendisinde biriktirdiği anlam dünyasının söz ve imgelerini Yüce Allah’a ulaştırma amacına yönelir. Adeta bir bumerangın fonksiyonu gibi, insanın her türlü rolden uzaklaşarak yaptığı dualar yine kendisinin ruhunu aydınlatacaktır. Gökten yağan rahmet yağmuru, aynı zamanda kendisiyle birlikte diğer varlıkları da olgunlaştırmak üzere kapsayacaktır. Galip olana sığınmak Allah’ın galibiyeti süreklidir ve her yeri kapsamaktadır. Bu konuda şu ayetler dikkat çekicidir: “Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 21) “O kuvvetlidir, galiptir.” (Şura, 19) “Allah, ‘Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” (Mücadele, 21) Kendi varlığı karşısında böyle güçlü ve hakim bir yaratıcı olan Allah’ın büyüklüğünü ve gücünü hissedebilen insanın duası süresince algı kapıları temizlenmeye ve açılmaya devam etmez mi? “Eğer algı kapıları temizlenseydi, herşey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.” denildiği gibi, dua ettikçe algılarımızın seviyesi yükselmektedir. Dolayısıyla dua, ruhumuzun derinliklerini ve sınırsızlığını keşfedebilmemiz için büyük bir imkandır. Bir başka ifadeyle, dua ile insan varoluş sınırlarını zorlayabilir. Bu dua motivasyonuna kavuşabilmek için, İkbâl’in dua mısralarında geçtiği üzere, insanın kendisini bir sel gibi düşünmesi ve gürül gürül akabilmesi için Allah’tan geniş idrak alanları talep etmesi gerekmektedir. Bilincimizde Allah’ın bizim her durumumuzun farkında olduğu bilgisi yer aldığı için O’na yönelerek dualarımızda ihtiyaçlarımızı arz ederiz. Bu bilgiye ilaveten, sıkıntılardan kurtulmanın Allah’a bağlı olduğu bilgisi de bizi duaya yöneltir. Tersi bir ifadeyle şu şekilde de söylememiz mümkündür: Dua etmekle insan, Allah’ın kendisini kuşattığı ve böylece O’nun kudretiyle sıkıntılarını aşabileceği bilgisini tecrübe eder. İnsanın bu tür bilgisi veya tecrübesi yoksa, insan belalardan kurtulamaz bir hale gelebilir ve kişinin zihnine bu gibi belaların tesadüfen başımıza geldiği ve şans eseri ortaya çıktığı şüphesi düşebilir. Allah dualara icabet eder Allah dua eden insanın beklentilerini karşılıyorsa bu durum asla tesadüfen değildir. Şüphe içerisinde kalan, hatta Allah’ın sıkıntılarımızla ilgilenmeyeceğini düşünen insan ise, O’nun ilâhî desteğine kavuşmaktan uzak kalacaktır. İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve O’nun en kötü şartta bile yardımının aranması ve umulması istenmiştir: “Musa, kavmine, ‘Allah’tan yardım isteyin, sabredin’ dedi. Yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır.” (A’raf, 128) “Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal, 9) İbn Haldun, bir amelin değerinin ve şerefinin ona duyulan ihtiyaç ölçüsünde artacağını belirtir. (Mukaddime, II/918) Dua pratiğinin değeri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Allah’a karşı görevlerini hiç yapamayan insandan bu görevlerini en iyi bir şekilde yerine getiren insana kadar herkes ellerini açıp dua etmeye ihtiyaç duymaktadır. İhtiyaçlarımız fiziksel eksikliklerimizden psikolojik beklentilerimize kadar farklılıklar arz edebilir. Veya aynı zamanda, manevi yükselişimizi gerçekleştirmek ve ilâhî olana kavuşabilmek gibi benliğimizin derinliklerinden gelen yönelimlerle de dua edebiliriz. Hangi tür yönelimle olursa olsun insan, dua ederek ihtiyaç sahibi olduğunu kabul etmektedir. Bir amel olarak dua böylece değer kazandığı gibi, dua eden insan da acziyetinin itirafıyla şereflenmektedir. Ahmet ALEMDAR/Semerkand Dergisi
(Emek verip yazdıkları güzel mesajlar ve ekledikleri birbirinden güzel resimler için Dostlara sonsuz teşekkür ve dualarımızı gönderiyoruz...Ancak küçük bir ricamız olacak ki; Hakk'ın (cc) rızasına ve önderimiz Resulullah Efendimizin (sav) ahlak ve sünnetine uymayan resim ve mesaj eklememenizdir.Daim selamet ve hayırla inş....) “Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,
|
|
|||||||||||||||
|
|