2563 的个人资料"Bizim tarikatımız sohbe...照片日志列表更多 工具 帮助

... 2563

职业
地点
Ya Vedud;"Sen sevdigin ve sevdirdigin için bakar yüzler yüzlere. Sen sevdigin ve sevdirdigin için günes dogar günlere .Sen sevdigin ve sevdirdigin için baharin gelir her yere.Sen sevdigin ve sevdirdigin için kelamin deger diller."

"Bizim tarikatımız sohbettir.Halvette şöhret,şöhrette afet vardır.Hayır cemaattedir."Şah-ı Nakşibend (ks)

"Gördüğünüzde size Allah'ı hatırlatan, bilginizi artıran,ilmiyle de size ahireti hatırlatan, sizin için en hayırlı arkadaştır.."Hz.Muhammed (s.a.v)
11月21日

Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av)

"Sen gelince aklıma tüm güzellikler yığılıverir önüme. Unuturum yanlışları hemen, Kurumuş dallar yaprağa durur, çiçeğe durur gönlümde, Kuşlar uçururum sevgim adına, öğrettiklerin adına.
Yağmur serinliği dolar gönlüme. Dertlerime merhem olur sevgin. Çobanıdır adın tümgüzelliklerin, tüm doğruların. Gül kokusu siner nefeslerime....
Göremedim gözlerini! Ama eminim ki seni sevmek kadar tatlı, seni bilmek kadar güzeldir.
Göremedim tebessümünü! Ama eminim ki ayın ilk doğuşu kadar taze sözlerin kadar yumuşaktır. Göremedim yüzünü! Ama biliyorum ki, bir avuç su kadar berrak öğrettiklerin kadar parlaktır.
Sen sabahlar kadar hep tazesin. Sen eminsin. Gülebilmemin teks ebebi sensin. Sen Efendimsin.(s.a.v).
Yollarımda ışık, dallarımda yaprak sensin.
Utanıyorum! Adını koyamadığım , seni savunamadığım için, Başım eğik geziyorsam sevginle dolu olmayan gözleri görmemek içindir.
Utanıyorum! Seni anlatamadığım için Artık hasımlarım Ebu Cehil gibi değil. Seçemiyorum düşmanım kim? Bulamıyorum kimsede Ebu Bekr( r.a)’nın dostluğunu. Utanıyorum; ama bende de ne Ebu Bekr(r.a) dostluğu ne sadakati, ne Bilal (r.a)’ın sabrı, Nede Nesinbe’(r.a)nin cesareti var.
Ömer (r.a) kadar adil de olamıyorum.
Utanıyorum! Senin için taş taşımak isterdim ben de, senin için kollarımı vermek isterdim. Senin için gül dikmek istiyorum gönüllere.
Senden öğrendim dostluğu, sevgiyi. Senden öğrendim öğrenmeyi. Toprak seni anlatır bana. Rüzğar adını yazar yapraklara. Şarkılardan biri diyor ya:
“Gökyüzünde duman duman bulutsun
Söyle seni kalbim nasıl unutsun”
Anam, babam sana fedâ olsun Yâ ResullALLAH (s.av)
Kalemim sana feda olsun Yâ RESULALLAH
Canım sana fedâ olsun Yâ RESULALLAH..."
11月12日

Yar İle Ahdini Unutma...

 

- Yar ile ettiğin ahdi unutma!

- Ne ahdi ne zaman söz vermişiz ya hu?
- Şimdi, bizim çok büyük bir ahd ü peymânımız var. Daha ruhlarımız

beden kafesine, dünya zindanına . . .

- Şu koskoca dünyaya hapishane mi diyorsun şimdi de? 

- Dur be yahu kesme sözümü, hem bir yer ne kadar geniş olursa olsun

içinden ihtiyârî olarak çıkmak imkanı bulunmayınca orası hapishane demektir.

Dünya zindanına hapsolunmadan evvel hür iken Cenab-I Mevla topladı ve

sordu Bezm-I Elest’te: “Ben sizing Rabbiniz değil miyim? (E Lestü bi rabbikum?)
“Evet, sen bizim Rabbimizsin (Belâ)” dedik. Madem öyle işte bir akit bir anlaşma oluştu.

- Eee ne olacak şimdi?

- Bir kira sözleşmesine bile uyulmadığında adamın başına neler geliyor, mahkeme mahkeme süründürüyor.

İş hukuku deyu müstakil bir hukuk dalı var ya hu!

- Ya Allah ile yaptığımız akit ne olacak?

- İşte o akde, o ahde ne kadar çok vefâ gösterirsen o kadar müjdeye lâyık hale gelirsin.

- Gel gönül dost illerine gidelim!

- Dost ili de nere ola ki? Uzak mıdır?
- Bu dost ili seni HAK DOST’tan ayıran perdelerin yırtılabildiği her yerdir.
İlla filan yer, filan semt, filan memleket değil. Evvela gönül mahalidir o mahalle.

- Sakın bu virân yerde vatan tutma
- Hakikaten bu dünyanın çivisi çıktı, oyunun tadı kaçtı değil mi erenler?

- Bu virân yer dediğin, sadece dünya değildir. Bak yine Hazreti Pir Mevlana’dan söz açmaya mecburuz.
- Neden mecburmuşuz?

- O’nun kadar güzel anlatanına rastlamadık, vardır belki.
Dünya dediğin seni Hak’tan ayıran şeylerdir. Mal değildir, kadın değildir, evlat değildir, para değildir, makam değildir.

Ama eğer bunlar seni Hak’tan ayırıyorsa dünya budur. İşte bu viran yerden kasıt da budur.

Sonu olan sonlu olan herşey viranedir, bugün süslü ve mamur gözükse de!

İşte o ahde vefayı unutmadan o akdin bir tarafı olduğumuzu düşünerek yaşayalım e mi?

Çünkü haşa Allah ahdinden dönmedi, dönmez.
O zaman bizim de ahdimizden dönmememiz lazım değil mi?

- Bu söz uzar gider müsaade buyursanız da  şu musikiye bir kulak versek azizim!
- Bir de Ehl-i Beyt-i Mustafa ehlinden dinlesek meseleyi:

İmam Aliyyü'r-Rızâ ne güzel buyurur:

"Cenâb-ı Hakk'ın dostlarına sunduğu bir mânevî şerbet vardır ki; onlar bu şerbeti içince kendilerinden geçerler;

kendilerinden geçince coşarlar;  coşunca tertemiz olurlar; tertemiz olunca erir giderler; eridiler mi ihlasa ererler;

ihlasa erince dostlarına kavuşurlar; kavuşunca da sevgilileri ile aralarında ayrılık kalmaz."
işte böylece Seven, sevilen ve sevgi bir olucak kardeşim.

- Musikî denilen nutk-u ilahi, bir coşkun denizmiş nâmütenâhi

- Seni de çok beklettik ama sabır ile koruk helva olur ya

işte bu haftaki nutk-u ilahi:

...

Yâr ile ettiğin ahdi unutma / Gel gönül dost illerine gidelim
Sakın bu virân yerde vatan tutma /Gel gönül dost illerine gidelim
Cânân iline varup görmek dilersen / Hayat iklîmine irmek dilersen
Solmaz gülşen gülün dermek dilersen /Gel gönül dost illerine gidelim
Hakk'dan Hüdâyî'ye ihsân olurdu / Her vech ile yollar âsân olurdu
Zerresi gün gibi rahşân olurdu /Gel gönül dost illerine gidelim

10月29日

“Rabbim, sensin benim maksadım. Ve senin razı olmandır tek aradığım.”

 

 

Dua ile inş...2563

Dua Etmeye Dair

İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve en kötü şartta bile O’nun yardımının aranması ve umulması istenmiştir.

Sesi kısarak sözü yükseltmektir dua. Kelamdır, duyuş ve hissediştir. Kuvvet ve kudret karşısında aczin ve zavallılığın sınanmasıdır. Kimi zaman ise Allah’ın adını anmak için yakarıştır. Ama ne olursa olsun, gözyaşı kadar içten ve kar tanesi gibi bembeyazdır dua.

Dua, Allah’ın rablık ve ilâhlık hakikatine köklü bir sığınma hadisesidir. Dua, insanın varlık karakterinin tabii bir parçasıdır ve onu tamamlayan dördüncü boyuttur. Dolayısıyla dua, insanı fizikötesi ilâhi gerçekliklere götürür.

Eller duaya kalkınca

Dua eden insanın evrene yaydığı pozitif bir enerji vardır. İnsan sıradan bir davranıştan uzak olarak duaya yöneliyorsa, bu dua öncesinde bilinçli veya bilinçsiz olarak hem zihinsel, hem de duygusal bir yoğunlaşma halindedir. Bu yoğunluğun yönü, dua edecek olanın Allah karşısındaki acziyetini idraki açısından içe doğrudur.

Ancak içteki yoğunlaşma öncelikle hissedilen manevi haz olarak dışa yansımaya başladıkça yön değiştirir. Artık dua etme davranışı olarak ellerini göğe açan insanın heyecanı artmıştır. Şairin “Dua terli avuçlarımın ülkesi” mısraı, bu anlamda bir tür dua heyecanını ifade etmektedir. Kalpte hissedilenler veya hissedilmesi istenenler birbiri ardınca kelime kalıplarına dökülmektedir.

“Yağmur olsun diye saçar göklere / Elinde biriken dualarını.” diyen Akif İnan’ın dizeleri, duanın çift yönlülüğünü ifade etmesi açısından anlamlıdır.

İnsan benlik bütünlüğüyle dua edebilirse, bir takım ihtiyaçları söz konusu olsa bile, kendisinde biriktirdiği anlam dünyasının söz ve imgelerini Yüce Allah’a ulaştırma amacına yönelir. Adeta bir bumerangın fonksiyonu gibi, insanın her türlü rolden uzaklaşarak yaptığı dualar yine kendisinin ruhunu aydınlatacaktır. Gökten yağan rahmet yağmuru, aynı zamanda kendisiyle birlikte diğer varlıkları da olgunlaştırmak üzere kapsayacaktır.

Galip olana sığınmak

Allah’ın galibiyeti süreklidir ve her yeri kapsamaktadır. Bu konuda şu ayetler dikkat çekicidir:

“Allah, buyruğunu yerine getirendir, ama insanların çoğu bilmezler.” (Yusuf, 21)

“O kuvvetlidir, galiptir.” (Şura, 19)

“Allah, ‘Elbette ben ve elçilerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” (Mücadele, 21)

Kendi varlığı karşısında böyle güçlü ve hakim bir yaratıcı olan Allah’ın büyüklüğünü ve gücünü hissedebilen insanın duası süresince algı kapıları temizlenmeye ve açılmaya devam etmez mi?

“Eğer algı kapıları temizlenseydi, herşey insana olduğu gibi görünürdü; sonsuz.”  denildiği gibi, dua ettikçe algılarımızın seviyesi yükselmektedir. Dolayısıyla dua, ruhumuzun derinliklerini ve sınırsızlığını keşfedebilmemiz için büyük bir imkandır. Bir başka ifadeyle, dua ile insan varoluş sınırlarını zorlayabilir. Bu dua motivasyonuna kavuşabilmek için, İkbâl’in dua mısralarında geçtiği üzere, insanın kendisini bir sel gibi düşünmesi ve gürül gürül akabilmesi için Allah’tan geniş idrak alanları talep etmesi gerekmektedir.

Bilincimizde Allah’ın bizim her durumumuzun farkında olduğu bilgisi yer aldığı için O’na yönelerek dualarımızda ihtiyaçlarımızı arz ederiz. Bu bilgiye ilaveten, sıkıntılardan kurtulmanın Allah’a bağlı olduğu bilgisi de bizi duaya yöneltir. Tersi bir ifadeyle şu şekilde de söylememiz mümkündür: Dua etmekle insan, Allah’ın kendisini kuşattığı ve böylece O’nun kudretiyle sıkıntılarını aşabileceği bilgisini tecrübe eder. İnsanın bu tür bilgisi veya tecrübesi yoksa, insan belalardan kurtulamaz bir hale gelebilir ve kişinin zihnine bu gibi belaların tesadüfen başımıza geldiği ve şans eseri ortaya çıktığı şüphesi düşebilir.

Allah dualara icabet eder

Allah dua eden insanın beklentilerini karşılıyorsa bu durum asla tesadüfen değildir. Şüphe içerisinde kalan, hatta Allah’ın sıkıntılarımızla ilgilenmeyeceğini düşünen insan ise, O’nun ilâhî desteğine kavuşmaktan uzak kalacaktır. İnsan-Allah ilişkisinin zayıflaması veya kopması tehlikesinden dolayıdır ki Kur’an-ı Kerim’de Allah’a yakarmak emredilmiş ve O’nun en kötü şartta bile yardımının aranması ve umulması istenmiştir:

“Musa, kavmine, ‘Allah’tan yardım isteyin, sabredin’ dedi. Yeryüzü Allah’ındır, onu kullarından dilediğine verir. Sonuç, korunanlarındır.” (A’raf, 128)

“Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: ‘Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim’ diye duanızı kabul buyurmuştu.” (Enfal, 9)

İbn Haldun, bir amelin değerinin ve şerefinin ona duyulan ihtiyaç ölçüsünde artacağını belirtir. (Mukaddime, II/918) Dua pratiğinin değeri de bu noktada ortaya çıkmaktadır. Allah’a karşı görevlerini hiç yapamayan insandan bu görevlerini en iyi bir şekilde yerine getiren insana kadar herkes ellerini açıp dua etmeye ihtiyaç duymaktadır.

İhtiyaçlarımız fiziksel eksikliklerimizden psikolojik beklentilerimize kadar farklılıklar arz edebilir. Veya aynı zamanda, manevi yükselişimizi gerçekleştirmek ve ilâhî olana kavuşabilmek gibi benliğimizin derinliklerinden gelen yönelimlerle de dua edebiliriz. Hangi tür yönelimle olursa olsun insan, dua ederek ihtiyaç sahibi olduğunu kabul etmektedir. Bir amel olarak dua böylece değer kazandığı gibi, dua eden insan da acziyetinin
itirafıyla şereflenmektedir.

Ahmet ALEMDAR/Semerkand Dergisi

 Image Hosted by ImageShack.us

10月27日

Rahmetin Sahibi..

  
10月25日

...KaLeM ve SıRrI...

Image Hosted by ImageShack.us

 "Ve yine kalemim inliyor derdimle ve yine o dinliyor beni anlıyor ve ifade ediyor.
Bazen düşünüyorum acaba onu kendi sorunlarıma âlet mi ediyorum ve onu kullanıyor muyum hoyratça... Öyle ya kimseye anlatamadıklarımı dinliyor ve satırlara nakşederken hissettiklerimi küçük bir inilti çıkartıyor sadece... Sessizce dinliyor ve herkesten iyi hissediyor belki... Âyetle taltif sırrı onunkisi...
Kullanmak... Sonra düşünüyorum ki o tabii görevini en iyi şekilde yapıyor sadece fıtratını yansıtıyor kağıda... O bize bilmediğimizi öğrenmemizin âyeti (Alak Suresi 1-5)... Bu onun şerefi... Âyine olma sırrı onunkisi...
Öyleyse sorgulanacak olan benim onu ne için inlettiğim... Kağıdımı Rabbe dönük tutabiliyorsam... Kalem de hoş kağıt da...
Rabbim!.. Emânet aldığım her bir âyeti sana dönük kullanma ferâseti ilmi gücü ve rahmeti ver bana...
Her şey Sen'den bir ayet.
Ve kalemim... Bana hep Sen'i fısıldayacak...
Ürkek ama varlığından emin...
Beni âyetlerine âyetlerini bana aç... Beni âyetlerini hatırlatan kullarınla destekle...." Âmin.
Fussilet.Com

Image Hosted by ImageShack.us

10月22日

İlahi Huzura Ermek İçin...

Image Hosted by ImageShack.us
"İnsanlar çeşitli kısımlara ayrılır. Bunlardan bir kısmı yaratılıştan kâmil ve kusursuz olanlardır. Yahya a.s. gibi hiçbir günaha meyletmemiş ve hiçbir günah işlememişlerdir. Bir kısmı ise günaha meyletmiş veya günah işlemiş olsalar bile, “mücahede” ve “riyazet”le huylarını değiştirip nefslerini ıslah etmişlerdir. Böylece günahlardan korunmaya çalışmışlardır.

Mücahede, nefsin arzularına boyun eğmemek; riyazet ise nefsin arzularına boyun eğmemenin yanında salih amel işlemektir. Buyuruluyor ki: Bir insan nefsinin sıfatlarını dinimizdeki itidal derecesine getirdiği kadar kâmil olur.

Ahlâkı güzelleştirmek için ilk olarak gazap ve şehvet kuvvetini aklın iradesiyle İslâm’a tabi hale getirmelidir. Buna ilaveten yaptığı ibadetlerden ve iyiliklerden zevk almalıdır. Islah işinde zevk almak şarttır. İbadete, Allah’a kulluk etmeye sevgi arttıkça nefsin açık ve gizli ayıplarını ıslah etmeye de güç artar.

İbadetler kalbe tesir etmeli ve nefsin ıslahına vesile olmalıdır. Bir kimse senelerce ibadet ettiği halde kalbi düzelmiyorsa ibadetlerinden yeterince fayda elde edememiş demektir. Halbuki ibadetler nefsi dünya sevgisinden kesip Allah’a döndürmeye büyük vesiledir.

Farz olan ibadetlerle birlikte nefsi ıslah etmenin en kolay yolu Allah’ın zikrine devam etmek ve haramlardan uzak durmaktır. Onun için, ders alan müride mürşidi ilaç olarak sabır ve metaneti tavsiye edebileceği gibi, zikretmesini de emredebilir.

Zikretmek sevabı olan faziletli bir iştir. Bunun yanında nefsi ıslah eden ve güzel ahlâka yönlendiren tarafı da vardır. Nakşibendiye yolundaki bütün usuller, yani sohbetlere devam, hatme-i hacegân yapılması, namazların cemaatle kılınmasına ve gece namazlarına verilen önem, din ve tasavvuf hakkında bilgilenmek gibi hususlar, nefsi yavaş yavaş dünya lezzetlerinden keser. Bunun sonucunda ibadetlerden zevk almak insanın tabii hali olur.

Şah-ı Nakşibend k.s. Hazretleri şöyle buyurmuştur: “Bu yolda en mübarek amel yoldaki taşı kaldırmaktır.” Yoldaki taş, ibadete mani olan nefstir. Bunun için de her şeyden önce kötü arkadaşları terk etmek gerekir.

İlâhi huzura ulaşmanın dört yolu vardır. Bunların ilki kapı kapanmadan önce tevbe kapısından geçmektir. Tevbe kapısının kapanması artık yapılacak tevbelerin kabul edilmemesidir ki, bu da iki durumda olur: İlki insanın ölümündeki tevbesizlik halidir. Nefsin azgınlaşmasıyla tevbe etme imkanı elden kaçırılmıştır. İkinci durum ise kıyametin kopmasıyla tevbe kapısının artık tamamen kapanmasıdır.

İlâhi huzura ulaştıran ikinci yol ise “tehzip”tir. Yani hayatını çirkin işlerden temizleyip hayırlı ve güzel işler yapmayı adet haline getirmektir.

Üçüncü yol istikamettir. Bir müminin yapmış olduğu amellerde dininin belirlediği çizgiden ayrılmaması istikamettir. Yalanı, gıybeti terk etmek, namazı kazaya bırakmamak, orucu bozacak ruhî ve bedenî hallerden kaçınmak gibi. Tasavvuf terbiyesinin gayesi de insanın istikamet sahibi olmasını sağlamaktır. Bu makamda yalan yerine doğruluk, şehvet yerine iffet, gazap yerine şecaat, öfke yerine merhamet, menfaat temini yerine beşeriyete hizmet gelir.

Dördüncüsü “takrip”tir. Bu da sofilerin sohbet için veya hatme-i hacegân gibi ameller için bir araya gelmeleri demektir. Yani aynı yolun yolcularının bir arada olması, birbirlerine destek vermeleridir. Bir arada olmanın en büyük faydalarından biri bilgili olanlardan istifade ederek din ve tasavvuf hakkında doğru bilgileri edinmektir.

İslâm ve tasavvuf hakkında doğru bilgileri edinip her türlü bid’at ve hurafelerden uzaklaşarak amel etmek ise nefslerin ıslahı için en temel şarttır. Ancak böylece Rasulullah s.a.v. Efendimiz’in bildirmiş olduğu din zevkle, coşkuyla yaşanabilir ve tasavvufun gayesi de gerçekleşmiş olur

Mehmet ILDIRAR


Image Hosted by ImageShack.us
10月14日

İlim Bir Emanet

İslâm âlimlerinin din-i mübinimiz İslâm’a hizmeti büyüktür. Biz kulluğumuzu, ibadet ve taatlerimizi gönül rahatlığıyla yerine getirebiliyorsak, şüphesiz bu ilim ehlinin gayretleriyle olmuştur. Onlar doğru yolu belirlemişler, karışıklığı, fitne ve fesadı önlemişlerdir.
Fakat hayli zamandır âlimlerimizin bu kıymetli konumlarını tartışmaya açmak isteyen, gözden düşürmeye çalışan yaklaşımlar var. Vârisi bulunduğumuz büyük ilmî mirası lekeleyip, müslümanın gönlünü ve zihnini karıştıran bu yaklaşımlar, iyi niyetlerle de ortaya çıksa da hayırlı sonuç vermesi mümkün olmayan düşünce ve teşebbüslerdir.
Her şeyden önce geçmiş nesillere, hele de o nesillerin büyüklerine karşı edepli olmak, İslâm ahlâkının son derece önemli bir prensibidir. Zahir ve bâtın âlimlerimizden başlayıp ta sahabi efendilerimize kadar uzanan bu eleştiri ve reddetme hali ciddi bir marazdır, tevbeyi gerektirir.
Sahabiler, Cenab-ı Mevlâmız tarafından Kitab-ı Kerimimizde övülmüştür. Onların Allah yolunda canlarını hiçe sayarak yaptıkları büyük fedakârlık insan takdirinin üzerindedir. Aynı şekilde selef-i salihin başta olmak üzere âlimlerimizin büyük cehd ü gayreti sayesinde mücella dinimiz çağlara damgasını vurmuştur. Mevlâmız dininin korunmasına ve yaşanmasına onları vesile kılmıştır.
Bize düşen, Allah Rasulü s.a.v.’in vârisi olan alimlerimizin gayretlerini heba etmemektir. Onların şahsiyeti ve eserleri üzerinde şüphe uyandırma çabalarını bertaraf etmektir. İlmî mirasımızı yıpratma çabası içinde olanlara karşı doğru bilgi ile donanmış olma gerekliliği açıktır. O ilimleri devam ettirmek, yenilemek, ihya etmek lazımdır.
Fahr-i Kainât s.a.v. Efendimiz bu gayret içinde bulunanları şöyle müjdelemiştir:
“Allah Tealâ’ya, dini hakkıyla anlamak ve yaşamaktan daha faziletli bir şeyle ibadet edilmedi. Gerçek fakih olan bir alim, şeytana karşı, ilim ve şuuruna ulaşmadan ibadet eden bin âbidden daha etkilidir. Her şeyin bir direği vardır. Bu dinin direği de fıkıh (dini asli güzelliği ile anlayıp yaşamak)tır.” (Beyhakî)
Şöyle baştan bir hatırlayacak olursak, Cenab-ı Mevlâ, Rasulü s.a.v.’in elçiliği ile İslâm’ı göndermiş ve doğru anlaşılıp yaşanmasını O’nunla sağlamıştır. Her biri nübüvvet nuruyla terbiye olmuş sahabiler de dosdoğru yolu Rasul-i Ekrem Efendimizden öğrenmişler, onlar da sonraki nesillere aktarmışlardır.
Şeyhülislam Abdülkadir Sühreverdî rh.a. şöyle der: “Allah Tealâ, Rasulü ile gönderdiği şeyleri kabul etmeye en saf kalpleri, en temiz nefsleri hazırladı. Kalplerdeki saflık, nefslerdeki temizliğin farklılığı, İslâmî ilimlerle birleşip ortaya çıktı. Herkes kendi kalp ve kabiliyetine göre o ilimden istifade etti.”
Bazı kalpler münbit toprağa benzer. İşte ilmini önce kendi hayatına nakşeden, sonra insanlara öğreten kimse böyledir. İlmi önce kendisine fayda vermiş ve onu her haliyle Rasulüllah s.a.v.’in yoluna sevk etmiştir. İşte bizim âlimlerimiz tam da böyledir. Onlar İslâm’ın devamlılığının vesileleridir.
Âlimlerin çabaları kadar, tasavvuf büyüklerimizin gayretlerinin de hak yolun korunması ve müminlerin dünyalarının heba olup gitmemesi bakımından eşsiz kıymeti vardır. Zahir ve bâtın ulemanın bir arada, gerektiğinde birbirini dengeleyen bu etkinliği sayesinde hak ile bâtıl birbirinden ayrılmştır.
Bilgisizliğin yaygınlaştığı, gerçek âlimlerin azaldığı ya da etkisinin kaybolduğu zamanlar, hem müslüman birey için hem de toplum için karanlık dönemlerdir. Bu karanlık içinde haramla helal, doğruyla yanlış birbirine karışır. “Allah’ın sınırları” insanların gözünde belirginliğini kaybeder.
Böyle zamanlarda müslümanın imdadına yine dinde tefakkuh ve rüsuh sahibi âlimler yetişir. On asır önce Ehl-i Sünnet akidesinin ciddi bir taarruz altında olduğu bir dönemde ortaya çıkan İmam Gazali rh.a.’in “Hüccetü’l-İslâm” (İslâm’ın delili, dayanağı) lakabıyla anılması bu yüzdendir. Aynı şekilde İmam Rabbani hazretlerinin “müceddid: yenileyici” oluşu da, bir başka kriz dönemindeki hayatî faaliyetlerle ilgilidir.
Buradan bize çıkan pay, bize emanet edilmiş ilmî mirasın hakkını vermek olmalıdır. Bu da ancak dinî ilmlerin okutulduğu ve aynı zamanda İslâm ahlâkının ve edebinin verildiği kurumlar oluşturmakla, mevcut olanlara destek olmakla mümkün olabilir. Bu farz-ı kifayedir.
Şihabuddin Sühreverdî k.s. Avârifü’l-Mearif adlı eserinde, korumakla mükellef olduğumuz bu mirasın nasıl meydana getirildiğini şöyle anlatır: “Dinimiz asırlar boyu, ilim ehli insanların gayretleriyle safiyetini kaybetmeden bugünlere ulaştı. Tefsir âlimleri, hadis imamları ve fakihler, Kur’an ve Sünnet’ten birçok ilim elde ettiler. Onlardan hükümler çıkarttılar. Yeni durumları, Kur’an ve hadisin delilleri ışığında değerlendirip hükme bağladılar. Böylece, Allah Tealâ alimler vasıtasıyla dinini himaye etti.
Tefsir âlimleri tefsir şekillerini, yorum ilmini, değişik kullanış ve anlayışları, dille ilgili unsurları iyice anlayıp öğrendiler. Bu konularda kitaplar yazdılar. Kur’an ilimleri bu şekilde ümmet arasında yayıldı.
Hadis imamları hadisleri derlediler. Bu konuda son derece titiz davranarak, hadislerin yerini tespite çalıştılar. Böylece yanlış ile doğru birbirinden ayrılmış oldu. Ayrıca Sünnet’in muhafazasını için hadisler, değişik rivayetleri ve râvileriyle birlikte ezberlendi.
Fakihler ise asıl kaynaklardan hükümler çıkardılar. Aralarında kaynaklara dayanarak ihtilaflar da çıktı. Fakat hepsi bunları yaparken usulüne göre yaptılar. İşte böylece İslâm’ıın hükümleri yayıldı ve kuvvetlendi. Bâtıl inanç ve hallerden tertemiz olan din, kendi esasları üzerine kuruldu ve hayatın her alanına yayıldı. Allah Rasulü s.a.v.’in Sünnet’i hayata iyice köklerini saldı.”
Ebu Alâ Sakafî rh.a. şöyle de der: “İlim, bilgisizliğe karşı kalp için hayat ve karanlığa karşı gözün ışığıdır.” Yani bilgisizlik ölümüne karşı kalbe hayat veren şey ilimdir. Küfür karanlığına karşı yakîn gözünün nuru da ilimdir. Dinin hükümleri noktasında bilgi sahibi olmayan kişinin kalbi bilgisizlik yüzünden ölmüştür. Gaflet içindedir. Çünkü böyle bir kalp, Cenab-ı Mevlâ hakkında cehalet içindedir. Allah’ın emirleri konusunda cehalet içindedir.
Allah Tealâ, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekâsür, 8)
O halde zamanın yıpratıcı unsurlarına karşı ilim hazinemizi korumalı, elimizdeki mirasın kıymetini bilmeliyiz. Bu şuura sahip nesiller yetiştirmeliyiz. Bu yolda adımlar atmalı ve atılan her bir adımın hayır olarak bize döneceğini de bilmeliyiz.
Rabbimizin tevfik ve inayetiyle...
Mübarek EROL
 
odr1in.jpg
10月5日

Her Güzel Daha Güzele...


Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi? Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu?
Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü? Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı? Hiçbir kız Leyla'nın verdiğini veremez miydi Mecnun'a?
Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep? Gül'ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildi halde ,neden Bülbül hala güle konmaya gülü koklamaya devam etti?
Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı?
Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi?
Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti?
Eğer sadece Yakup için evlat
Mecnun için sevgili
Bülbül için çiçek olsaydı anlam ;
Ne Yusuf için gözler kör edilirdi ve gelene kadar dünyaya küsülürdü
Ne Leyla için çöllere düşülür ölümü ile ölünürdü
Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hala üzerine konulup kokusu koklanırdı ...
Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakub'un gözlerini
Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun'u
Gül'ü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül'e..?
Tek bir olan biri!
Yakub'unda Mecnun'unda Bülbül'ünde Rabbi olan ALLAH
Yusuf'unda Leyla'nında Gül'ünde Rabbi olan ALLAH
İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor!
İşte her şey tek bir şeyde son buluyor!
O hükmü kestiyse O hükmü yazdıysa...
Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden,
Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan..
Yakup ne güzel oldu Yusuf ile
Mecnun ne güzel oldu Leyla ile
Bülbül ne güzel oldu Gül ile
Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu...İktibas
 
10月1日

SAFLARIMIZ DOSDOĞRU OLDUKÇA KALPLERİMİZ DOĞRULUR

Image Hosted by ImageShack.us
Safları sıklaştıralım
Efendimiz s.a.v. ashabına hitaben şöyle buyurdu:
- Meleklerin ALLAH huzurunda saflandığı gibi saf saf olmaz mısınız?
Sahabiler sordu:
- Melekler ALLAH huzurunda nasıl saflanırlar?
Buyurdular ki:
“Melekler öndeki safları tamamlar ve saf teşkil ederken birbirlerine sıkı sıkıya yanaşırlar. Safları doğrultunuz, omuzlarınızı aynı hizada tutunuz, saflardaki boşlukları kapatınız. Saflardaki boşlukları doldurmak isteyen kardeşlerinizin ellerine yumuşaklıkla mukabele ediniz. Şeytana gedikler bırakmayınız. Kim bir saftaki boşluğu kapatıp iki yanını birbirine eklerse, ALLAH da onu rahmetine ulaştırır. Kim de bir safı koparırsa ALLAH da onu rahmetinden koparır.”
Sahabilerden Bera r.a., Efendimiz s.a.v. ile kıldıkları namazı şöyle anlatıyor:
ALLAH Rasulü safı bir yandan bir yana kontrol eder, safı düzeltmek için göğüslerimizi ve omuzlarımızı eliyle dokunarak doğrulturlardı. Ve derlerdi ki:
“Eğri büğrü olmayınız ki kalbiniz de eğri büğrü olmasın. Upuzun, dümdüz olunuz ki kalbiniz de öyle olsun.”
“İlk safın sevabını bilseniz ön safta durabilmek için kura çekmekten başka bir yol bulamazdınız. Namazı ilk vaktinde kılmanın sevabını bilseniz bunun için birbirinizle yarışırdınız. Yatsı namazı ile sabah namazının faziletini bilseniz, emekleyerek de olsa bu namazlarınızı cemaatle kılmaya koşardınız.”...
Rabbimiz bizleri müslümanlar kıldı ve kalplerimizi birleştirdi de kardeşler olduk.
Artık Rabbimiz'in huzurunda saf saf olmaz mıyız?
Gönüllerimizi bir kılar, düşeni kaldırır, eğrileni düzeltmez miyiz?
Safları sıklaştırır, kalplerimizi doğrultmaz mıyız?
ALLAH için saflarda bir oldukça gönüllerimiz birbirine değecek.
Namazlarda bir oldukça birlikte kanatlanacağız.
ELVİDA ÜNLÜ
9月19日

Ramazan Bayramımız Mübarek Olsun

Bayram

Oruç ibadeti, müminlere takvayı yani Allah’a karşı gönül hassasiyetini kazandırıyor. Ramazan’ın gecelerini ve gündüzlerini imkanı nisbetinde değerlendirerek geçirenlere Yüce Mevlâ bu ayın sonunda bir bayram ihsan ediyor. Bu müminlerin bayramı, oruçluların bayramı, takvayı kazananların bayramıdır. Oruç tutan ve ibadetlerini yerine getiren müminler bayramı hak etmişlerdir. Bayramı doyasıya yaşamalıdırlar. Çocuklarıyla, arkadaşlarıyla, akrabalarıyla, komşularıyla...

Biz bayramımıza, bayram namazıyla başlarız. Sonra birbirimizle bayramlaşır kucaklaşırız. Komşuları ziyaret eder, birbirlerimize izzet ve ikramlarda bulunuruz. Helal çerçevede doyasıya eğleniriz. Peygamber s.a.v. Efendimiz’in uygulamasının böyle olduğunu biliriz.

Bayram o bayram ola...

Şevval Orucu

Şevval ayının birinci günü Ramazan Bayramıdır. Bayram gününden sonra Şevval ayı bitinceye kadar altı gün oruç tutmak, Rasulullah s.a.v. Efendimiz tarafından tavsiye edilmiş sünnet bir ibadettir. Şöyle buyurmuştur:

"Kim Ramazan orucunu tutar, sonra Şevval ayından altı gün ona eklerse, bütün yıl oruç tutmuş gibi (sevap kazanmış) olur." (Müslim, Sıyâm 39)

Mehmet IŞIK /SEMERKAND

Hayırlı Bayramlar

 

 

                       

 Selam ve Dua ile 2563

      Her İşimizin Başında...2563

   Selametle...2563

(Emek verip yazdıkları güzel mesajlar ve ekledikleri birbirinden güzel resimler için Dostlara sonsuz teşekkür ve dualarımızı gönderiyoruz...Ancak küçük bir ricamız olacak ki; Hakk'ın (cc) rızasına ve önderimiz Resulullah Efendimizin (sav) ahlak ve sünnetine uymayan resim ve mesaj eklememenizdir.Daim selamet ve hayırla inş....)

“Bize ne irs-ı peder, ne servet ü ne cah kalmıştır,
Şuûr-ı hikmete karşı bir eyvALLAH kalmıştır” 
Eyvallah...
                       

请稍候...
很抱歉,您输入的评论太长。请缩短您的评论。
您没有输入任何内容,请重试。
很抱歉,我们当前无法添加您的评论。请稍后重试。
若要添加评论,需要您的家长授予您相应权限。请求权限
您的家长禁用了评论功能。
很抱歉,我们当前无法删除您的评论。请稍后重试。
您已超过了一天之内允许提供的评论数上限。请在 24 小时后重试。
因为我们的系统表明您可能在向其他用户提供垃圾评论,您的帐户已禁用了评论功能。如果您认为我们错误地禁用了您的帐户,请联系 Windows Live 支持部门
完成下面的安全检查,您提供评论的过程才能完成。
您在安全检查中键入的字符必须与图片或音频中的字符一致。
akcancelal发表:

SELAMÜNALEYKÜM..

Gecenin örtüsü iner maviliklerle    
Yıldızlarda yankılanır aşk gizli gizemi
Melekler şarkılarını fısıldar düşlere
Sevda olur nefesler
Ateşle dansın titremesi sevişmeler...
Aşkın teri süzülür gecenin yüzüne
Gonca gülün gülücükleri güne tebessüm
Uyanmak var aşkın baharına
Gün gülsün kalplere
Uyanmak var yağmurlı sabahlara
Gözlerden okunur teslim olur gönül aşka
Karanlıkları deler gökte her yıldız zühre
Sonunda ayrılıkta olsa gönüller vuslattır aşka
HSYIRLI BAYRAMLAR.
ALLAH(CC)YA EMANET OLUN İNŞ.
(((((CELAL AKCAN)))))

   

4 小时以前

ARKADAŞ ile DOST KAVRAMI‏

Arkadaş evinize geldiğinde misafir gibi davranır,
Dost geldiğinde buzdolabını açıp istediğini alır.
Arkadaş senin ağladığını görmez,
Dostunun omuzu ise senin gözyaşlarınla ıslanır.
Arkadaş davetine katılınca bir paket hediye ile gelir,
Dost sana yardım etmek için erken gelir; toparlanman için geç gider.
Arkadaş, onu o yattıktan sonra ararsan rahatsız olur,
Dost neden bu kadar geciktiğini sorar, derdini anlatmak için,
Arkadaş bir kavgadan sonra her şeyin bittiğini düşünür,
Dost ise tekrar arar.
Arkadaş senin daima onun arkanda olmanı ister,
Dost ise her zaman senin arkandadır.
Arkadaş zaaflarınızı öğrenir ve onları kullanabilir,
Dost zevklerinizi öğrenir ve onlara hitap eder.
Arkadaş zayıflıklarınızı bilirse başınıza kakar,
Dost zayıflıklarınızı bilirse örtmeye çalışır.
Arkadaş sizi ikinci görmek ister,
Dost ikinciniz olmaktan şeref duyar
Arkadaş sıkıntınız olmadığında yanınızdadır,
Dost sıkıntınız olduğunda size koşar,
Arkadaşlarınıza siz huzur vermeye çalışırsınız,
Dostlarınız size huzur vermeye çalışır.
Arkadaş bu mesajı okur ve siler,
Dost okur ve dostlarına yollar...
2rz6fs4....ÇıTkIrIlDıM_81....2rz6fs4
6 小时以前



 
 
 



 

ALLAH CC RAHMETİ MAGFİRETİ  SİZİN VE AİLENİZIN

ÜZERİNE OLSUN GÜNÜZÜN AYDIN GÖNLÜNÜZ HOŞ

TÜM İSLAM ELAMİNİN VE SİZLERİN

KURBAN BAYRAMINIZ VECUMANIZ MUBAREK OLSUN..

                  الرحيم
وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ ربِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

  İbrahim (A.s.) oğlu Hz. İsmaili kurban etmek gibi büyük bir imtihana tabi tutulmuştur. Muhyiddini-arabi Hz.leri fütühatinda ve daha bir cok ekabir küsüfati sahihalarinda bu imtihani şöyle izah etmişlerdir. İbrahim (A.s) ta alemi ezelde kendisine bir evlad verildigi takdirde onu rızai ilahi için kurban edeceğini nezr etmiş bu nezrini alemi dünyada tekrarladıkdan sonra aradan gecen zaman icinde unutmuş. Hz. Mevlada kendisini ruya vasıtası ile ikaz buyurunca oğlu Hz. İsmail’e hitaben
قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى
Yavrum dedi ‘Ben rüyamda görüyorumki seni kesiyorum.bak artık sen ne dersin’.
Oğlu Hz. İsmail
قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
Ey babacıgım dedi ‘ne emir olunursan yap inşaAllah beni sabr edenlerden bulacaksin. muhakkakki açik bir bela ve parlak bir imtihandir’. ‘Ey yirminci asrın insanları vahşet devri diye vasiflandırılan o asırlarda bakınız itaatullahda olan müminler ne kadar medeni imişler şimdi böyle bir baba ve böyle bir oğlu nerede bulabilirsiniz’.
2. Hadisi şerifde Peygamber efendimiz(s.a.v) ‘Belaların en şiddetlisi evvela peygamberlere sonra derecelerine göre evliyaullaha gelir buyurmuşlardır’

                                                                  

2 天以前
ZÜLAL发表:
2 天以前



 
 
 
 

Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlare su
Kim bu denli tutuşan odlare kılmaz çare su

Âb-gûndur günbed-i devvar rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvare su

Zevk-i tiğinden aceb yok olsa gönlüm çak çak
Kim mürur ilen bırakır rahneler divare su

Suya versin bağ-ban gül-zarı zahmet çekmesin
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gül-zare su

Ohşadabilmez gubarını muhharir hattına
Hame tek bakmaktan inse gözlerine kare su

Arızın yadiyhle nem-nak olsa müjganım nola
Zayi olmaz gül temennasiyle vermek hare su

Hayret ilen parmağın dişler kim etse istima
Parmağından verdiği şiddet günü Ensar’e su

Eylemiş her katreden bin bahr-i rahmet mevc-hiz
El sunup urgaç vuzu için gül-i ruhsare su

Hâk-i payine yetem der ömrlerdir muttasil
Başini taştan taşa urup gezer avare su

Zerre zerre hâk-i der-gâhina ister sala nûr
Dönmez ol der-gâhtan ger olsa pâre pâre su

Zikr-i na’tin virdini derman bilir ehl-i hatâ
Eyle kim def’-i humar için içer mey-hâre su

Yâ Habibu’llah yâ hayru’l-beşer müştâkinim
Eyle kim leb-teşneler yanip diler hemvâre su

Sensin ol bahr-i keramet kim şeb-i Mirâc’da
Şeb-nem-i feyzin yetirmiş sâbit ü seyyâre su

Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânıma
Var ümîdim ebr-i ihsânın sepe ol nâre su

Yümn-i na’tinden güher olmuş Fuzûli sözleri
Ebr-i nîsandan dönen tek lü’lü-i şeh-vâre su

Hâb-i gafletten olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Hâb-ı hasretten dökende dîde-i bîdâre su

Umduğum oldur ki Rûz-i Haşr mahrûm olmayam
Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su

Gam günü etme dil-i bîmârdan tiğin diriğ
Hayrdır vermek karanu gecede bîmâre su

İste peykânın gönül hecrinde şevkim sâkin et
Susuzum bir kez bu sahrâda benim’çün ara su

Ben lebin müştâkiyim zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelir huş-yâre su

Ravza-i kûyuna her dem durmayıp eyler güzâr
Aşık olmuş gâliba ol serv-i hoş-reftare su

Su yolun ol kûydan toprağ olup tutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koyman vâre su

Dest-busı arzusiyle ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

İçmek ister bölübülün kanın meger bir reng ile
Gül budağının mizâcına gire kurtare su

Tînet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
İktida kılmış tarîk-i Ahmed-i Muhtâr’e su

Seyyid-i nev’-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kim sepiptir mu’cizâtı âteş-i eşrâre su

Kılmak için tâze gül-zâr-i nübüvvet revnâkın
Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâre su

Mu’cizi bir bahr-i bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan bin bin âteş-hâne-i küffâre su

 

 

 

 

 

 

 

 

3 天以前
没有相册。

Windows Media Player

尚未添加列表。

自定义 HTML

 
- Click here for more blooper videos  

自定义 HTML